hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
18:31
19 Temmuz 2010 Pazartesi
Okunma Sayısı: 1108
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Takvim

Zamanı; sene, ay, hafta, gün ve saat gibi sâbit bölümlere ayıran, dînî-millî gün ve bayramları gösteren cetveller.

Arapça Kavm veya kıyâm masdarından gelen kelime, mânâ olarak eğriyi doğrultmak ve sağlamlaştırmak demektir.
Takvim, insanlık târihi ile başlar. İlk insan ve ilk peygamber olan Âdem aleyhisselâma Allah tarafından vahyedilen sahîfelerde, din ve dünyâya âit bilgiler mevcuttu. Zaman ve takvim bilgileri ilk defâ bu sahîfelerden öğrenildi. Peygamber efendimizin Mekke’den Medîne’ye hicretini başlangıç alan Hicrî takvimin ayları, hazret-i Âdem tarafından bildirilen şekildeydi. Takvim ilmi de semavî olup, Allahü teâlânın bildirmesi ile öğrenilmiş ve sonraları geliştirilmiştir. Mevsim, ay, hafta ve günleri hesaplamak için güneş, ay ve yıldızlar gibi gökyüzü cisimlerinin hareketleri esas almıyordu. Gece ile gündüzün birbirini tâkib etmesi ve ayın seyri ile sıhhatli şekilde zaman tâyini mümkün oluyordu. Ağaçların yapraklanması, nehirlerin periyodik taşmaları gibi intizamlı tabîat hâdiseleri, tam sıhhatli olmasa da, takvim maksadı ile kullanılıyordu.
Takvimin esâsı târih, yâni senedir. Târihler Hicri, Rûmî, Mâlî, Efrencî v.s. gibi isimler alırlar. Takvim için mühim bir hâdise “târih başı” olarak ele alınır. Her milletin ve cemiyetin kendisine esas kabûl ettiği bir takvimi olduğu gibi, bir çok milletlerin müştereken kullandığı takvimler de vardır. Romalılar, Roma şehrinin kuruluşu olan M.Ö. 753 senesini; Eski Yunanlılar da ilk olimpiyat oyunlarının yapıldığı M.Ö. 776 yılını takvimlerine başlangıç kabûl etmişlerdir. Hıristiyanlıkta bu başlangıç, Îsâ aleyhisselâmın doğumu zannedilen târihdir. Doğduğu yıla sıfır, ondan öncesine mîlâddan önce, sonrasına da mîlâddan sonra denmiştir. Hicrî takvimin başlangıcında, Peygamberimizin Mekke-i Mükerreme’den Medîne-i Münevvere’ye hicreti esas alınmıştır.
Târihî kazılardan elde edilen bilgilere göre Mısır’da M.Ö. 5000 veya 3000 yıllarında ilk takvim denemeleri yapılmıştır. Mısırlılar, gökyüzünün en parlak yıldızı olan Sirius’un iki doğuşu arasındaki 365 günlük süreyi 1 yıl kabûl etmişlerdir. Ancak Sirius’un her dört yılda bir 365 gün yerine 366 günde doğduğu anlaşıldığından, bu bir günlük fark, yılbaşının yavaş yavaş mevsimlere göre gerilemesine sebeb olmuştur. Daha başka mahzurları da olmasına rağmen bu takvim, yüzyıllar boyunca bir çok ülkede kullanılmıştır. Bâbilliler ve Yunanlılar da yılı, 12 x 29,5 = 354 gün kabûl eden takvimi kullanmışlardır. Ancak, takvimlerini güneş yılına yaklaştırmak ve mevsimlerle olan farklılığı düzeltmek için, Bâbilliler her üç yılda araya 1 ay, Yunanlılarda her 8 yılda 3 ay ilâve etmişlerdir. Bugün kullanılan Mîlâdî takvime doğruluğu en yakın takvim, eski Roma takvimi olan Julien Takvimi’ydi. M.Ö. 45 senesinde Roma imparatoru Julius Caesar tarafından ıslâh edilen bu takvimde sene 365 gün 6 saat idi. Her seneden artan 6 saatlik zamânın doğurduğu mahzur, 4 yılda bir, senenin gün sayısının 366 olması ile çözülmüştü. Bugün de Şubat ayına eklenmektedir. Ancak bu 365 gün 6 saatlik sene, 365 gün 5 saat 48 dakika ve 46 saniye süren tropik seneye göre 11 dakika uzundu. Bu mahzûru ortadan kaldırmak için Papa VIII. Gregor, 1577 senesinde çalışmaya başladı ve Julian takvimini ıslâh etti. 5 Ekim 1582 Cum’a gününün 15 Ekim olarak değiştirilip yürütülmesi hakkında bir emirnâme neşretti ve 4 Ekim 1582’nin ertesi günü 15 Ekim 1582 sayıldı. Yüzyılları gösteren senelerin 400’e bölünememesi hâlinde bunlar artık yıl yâni (kebîse) olamayacaklardı. Bu sebepten 1700, 1800, 1900 artık yıl olmadılar. 1600 ise artık yıl sayıldı. Bu takvime de Gregoryan Takvimi denildi. Belçika, İspanya, İtalya ve Portekiz’in tatbik etmeye başladıkları bu takvimi Fransa ve Danimarka 1582’de, İsviçre ve Hollanda 1583’de, Almanya 1584’de, Polonya 1586’da, Macaristan 1587’de, İngiltere ve kolonileri 1752’de, İsveç 1753’de, Japonya 1873’de, Bulgaristan 1916’da, Sovyetler Birliği 1918’de, Yunanistan ve Romanya 1924’de ve Türkiye 1926’da (Takvimde târih mebdeinin tebdîlî hakkındaki 698 numaralı 26 Aralık 1341 (1925) târihli kânunla) kabûl ettiler. İslâmiyetten önce Türkler, Oniki Hayvanlı Türk Takvimi’ni kullanmışlardır.
Rûmî Takvim: Mîlâdî 1677 (H.1087) yılından îtibâren kısmen 1840 (H.1256) târihinden İtibaren devâmlı olarak resmen kabûl edilen ve (1840 yılına kadar 354.36 günlük ay esâsına, bu târihden sonra da) 365 günlük güneş esâsına göre düzenlenmiş takvim sistemidir. Fakat şimdi kullanılan Mîlâdî takvimden 13 gün geri olduğu için 8 Şubat 1322/1917 târihli kânunla yapılan değişiklikle bu fark kaldırılmıştır. 1917 senesinin Şubat ayının 16’sı, 1333 senesi Mart’ının 1’i sayıldı. Bu takvimin târih başlangıcı Hicrî takvimle aynı idi. Fakat Ay’ın ve Güneş’in bir senesinin arasındaki fark sebebiyle sene sayısı iki sene geri olmuştu. 1926’da Mîlâdî takvimin kabûlü ile yürürlükten kaldırıldı ise de nüfûs cüzdanlarında Rûmî doğum târihleri muhâfaza edildi. Çevirme cedvelleri yardımı ile Rûmî, Hicrî ve Milâdî seneler birbirine çevrilmektedir.
Hicrî Takvim: Peygamberimizin Mekke-i Mükerreme’den Medîne-i Münevvere’ye hicretinin başlangıç kabûl edildiği takvimdir. Ayın hareketi esas tutulduğu için, buna, Hicrî Kamerî Takvim veya Sene-i Kameriyye de denir.
Peygamberimiz 53 yaşında iken, Allahü teâlânın izni ile Medîne’ye hicret etti. Rebî’ul-evvel ayının birinci Perşembe günü öğleden sonra Ebû Bekr-i Sıddîk’la birlikte çıkarak Mekke’nin 5.5 km. güney-doğusunda bulunan Sevr Dağı’ndaki mağaraya geldiler. Burada 3 gece kalıp, Pazartesi gecesi ayrıldılar. Bir hafta yolculuk yapıp efrencî (Mîlâdî) Eylül ayının 20. ve Rebî-ul-evvel’in 8. Pazartesi günü, Medîne yakınındaki Kubâ köyüne geldiler. Gece ile gündüzün eşit olduğu, Eylül’ün, 23. gününü burada geçirip, Cum’a günü Medîne’ye girdiler. Bu senedeki Muharrem ayının birinci günü, yâni hicretten 66 gün evvel, müslümanların hicrî kamerî sene başlangıcı oldu. Bu da, târihçilere göre mîlâdın 622’nci yılında idi. Temmuz ayının 16. Cum’a gününe rastladığı, Ahmed Ziya Bey’in Kozmoğrafya kitabında yazılıdır.
Hicrî Şemsî Takvim: Peygamberimizin hicretde Medîne-i Münevvere yakınındaki Kubâ Köyü’ne ayak bastığı 20 Eylül günü müslümanların Şemsî yılbaşısı, yâni hicrî şemsî sene başlangıcıdır.
Hicrî Şemsî sene de mîlâdî sene gibi güneş esâsına göredir. Ayları mevsimlere göre isimlendirilir. Güz ayları 30’ar gündür ve Harîf-i evvel, H. Sânî, H. Sâlis diye isimlendirilir. Kış ayları 30’ar gündür ve Şıtâ-i Evvel, Ş. Sânî, Ş. Sâlis ismini alır. Bahar ayları 31’er gündür ve Bahar-ı Evvel, B. Sânî, B. Sâlis ismini alır. Yaz ayları da 31’er gündür ve Sayf-ı evvel, S. Sânî, S. Sâlis ismini alır. 4’e bölünebilen her sene, artık yıl kabûl edilir. Fakat her 128 sene 4’e bölündüğü halde artık yıl kabûl edilmemektedir.
Ahmed Muhtar Paşa hicrî 1307 (m. 1890) senesinde Mısır’da basılmış İslâhut-takvîm isimli eserinde bu hicrî şemsî senenin husûsiyetlerini şöyle sıralıyor: 1- Bu senenin başlangıcının İslâm âlemi için mukaddes bir gün olması, 2- Başlangıcı senebaşına en lâyık olan güz mevsiminde olması, 3- Herhangi bir şeye târih yazılsa, o târihin hicret gibi mukaddes bir günden geçen zamânı göstermesi, 4- Ayları dört mevsime göre isimlendirdiğinden mevsimin neresinde bulunduğunun hemen anlaşılması, 5- Ayların 30 ve 31 günlük muntazam bir sırada olması, 6- Güneşin her burca girmesinin ay başlangıçlarına rastlaması, 7- Dört mevsimin 3’er ay müddetle sınırlandırılması, 8- 35087 senede sâdece 1 gün hatâ yapması. Ahmed Muhtar Paşa bu hususiyetleri sıraladıktan sonra; “Bu kadar güzel hususiyeti toplamış bir başka târih daha işitmedim.” der.
Arablar, İbrâhim aleyhisselâmdan beri Arabî aylarını kullanmışlardır. İslâmiyetten önce Fil Vak’asını başlangıç kabûl ederek seneleri buna göre saymaya başlamışlardı. Hicretle berâber başlangıç değişmiş ve her sene kendi içinde cereyân eden en mühim hâdisenin ismi ile anılmaya başlamıştı (hüzün yılı, emir yılı, zelzele yılı, vedâ yılı v.s.). Fakat bu şekildeki tatbikât bâzı târih karıştırmalarına sebeb olduğu için, halîfe hazret-i Ömer zamânında, hicretin onyedinci yılında alınan bir kararla hicretin vukû bulduğu sene ilk sene olmak ve o senenin Muharrem ayı başlangıç kabûl edilmek sûretiyle bir târih tesbit edildi. Böylece hicrî kamerî târih ortaya çıktı. 622 târihinden îtibâren Hicrî seneler 30’ar senelik periyotlara ayrılmış ve; 2-5-7-10-13-16-18-21-24-26 ve 29. yıllar 355 diğer yıllar 354 gün kabûl edilmiştir. Osmanlı Devleti’nce devâmlı kullanılan hicrî sene Cumhuriyet döneminde yukarıda zikredilen 698 numaralı kânunla kaldırılarak, yerine, Avrupalıların kullandığı mîlâdî sene kabûl edilmiştir.
Hicrî (Kamerî) sene Ayın Güneşe nazaran muhtelif vaziyetlerde bulunmasından doğan ve ayın birbirini tâkibeden 13 ictimâi (ictimâ-ı kamer) arasında kalan 12 aylık müddetdir. Mîlâdî ve Rûmî târihler gibi 12 ay esâsına dayanır ve Muharrem ile başlayıp, Zilhicce ayı ile sona erer. Bu takvime âid aylar; Muharrem, Safer, Rebî’ül-evvel, Rebî’ul-âhir, Cemâzil-evvel, Cemâzil-âhir, Receb, Şaban, Ramazan, Şevval, Zilkade ve Zilhicce’den ibarettir. Hicrî sene; Ayın Dünyâ etrâfındaki dönüşü esâsına dayandığı için, Mîlâdî yıldan 10.875 gün (10 gün 21 saat 00 dakika 12 saniye) daha kısadır. Bir sene 354. 875148 gündür. Aylar bâzan 29, bâzan 30 gün çeker.
Hicrî senenin kabûlünden beri asırlardır İslâm âleminde (1 Muharrem) sene başı olarak kabûl edilmiştir. Hıristiyanlığın aslında bulunmayan, fakat sonradan Bizans imparatoru Büyük Konstantin’in hıristiyanlık dînine karıştırdığı yılbaşı günü, onlara âit özel bir gündür.
1 Ocak târihinin, dünyânın güneş etrâfında dönmesi esnâsında hiç bir husûsiyeti yoktur. Bu târihin yılın başı olması için de hiç bir kozmografik mâhiyet bulunmamaktadır.
Kudüs civârında dünyâya gelen hazret-i Îsâ’nın, doğumu hakkında, o zamânın edip ve münevverlerinin eserlerinde hiç bir bilgiye rastlanmamaktadır. En küçük vak’aları bile yazan Roma târihçilerinin, hazret-i Îsâ gibi büyük peygamber hakkında susmuş olması ayrıca dikkate şâyandır. Yunanca, İbrânice eser yazanlar da, aynı lâkaydlik ve ilgisizlik içindedirler.
Hıristiyanların mukaddes kitabı bugünkü İncil, bir tâne değildir. Bütün İncillerde hazret-i Îsâ’nın hangi gün doğduğuna dâir en küçük bir bilgi yoktur. Doğduğu sene hakkında da kapalı, tahminler yapılacak malûmatlar vardır. İncilin birinde hazret-i Îsâ’nın yahûdî kralının zamânında doğduğunu yazıyor. Roma kaynakları ise bu kralın mîlâddan önce öldüğünü bildiriyor. İki incilde ise hiç bir kayıt yoktur.
Mîlâdî târih altıncı yüzyıla kadar hiç kullanılmadı. Mîlâddan sonra 525 târihinde Denys adında bir rahip, mîlâdî târihi kullandı. Târihçiler uzun müddet ya Roma’nın kuruluşunu, yâhut dünyânın kuruluşu olarak Tevrat’ta tahmin edilen mebdei, başlangıç yaptılar. Onsekizinci asra kadar eser yazanlar böyle hareket ettiler. Sorbon profesörlerinden Gungnebert hazret-i Îsâ’nın mîlâdî târihinden onbeş sene önce veya sonra doğduğu isbat edilemez diyor. Doğum senesi tahmin edilemeyince doğduğu gün elbette hesaplanamaz.
 Eflâtun’un Îsâ aleyhisselâm zamânında yaşadığı bâzı kaynaklarda belirtilmektedir. Avrupa kitaplarında ise Eflâtun’un mîlâddan yâni Îsâ aleyhisselâmın dünyâya gelmelerinden 384 sene önce öldüğü yazılıdır. Platon adıyla da anılan Eflâtun, dersleri meşhûr olduğundan ölüm zamânına inanılır. Mîlâdî sene kat’î olmayıp, günü de, senesi de şüpheli ve yanlıştır. Büyük âlim İmâm-ı Rabbânî ve Burhan-ı Kati’î’nin bildirdiklerine göre, Îsâ aleyhisselâm ile Peygamberimiz arasındaki zaman, bin seneden az değildir.
Îsâ aleyhisselâmın doğum günü belli olmayınca, noelin ve 1 Ocak’ın mânâsı efsâneden öteye gitmemektedir. İslâmiyette, güneş yılının ayları içinde sayılı bir mübârek gün yoktur. Meselâ, Mart’ın yirminci Neyruz veya Nevruz denilen gün ve Mayıs’ın altıncı Hıdrellez günü ve Eylül’ün yirminci Mihrican günü, bâzı yerlerde mübârek sanılır. Halbuki bu günler müslümanlıkta değerli değildir. Noel günü ile gecesinin ise dînimizde hiç yeri yoktur.
İslâmiyet, müslümanların, îmânlarında ve ibâdetlerinde müslüman olmayanlara benzemelerini, onları taklid etmelerini ve onların dinlerinin ve ibâdetlerinin alâmeti olan şeyleri yapmayı ve kullanmayı yasaklamıştır. İslâm dîninde, kâfirlerden her kavmin, her memleketin âdet olarak yaptıkları ve kullandıkları şeylerden, haram olmayıp insanlara faydalı olanları yapmak ve kullanmak günah değildir. Pantolon, gömlek ve çeşitli ayakkabı giymek; çatal kaşık kullanmak, yemeği masada yemek ve herkesin önüne tabaklar içinde koymak, ekmeği bıçakla dilimlere ayırmak, çeşitli eşyâ ve âletleri, binek vâsıtalarını kullanmak hep âdete bağlı şeyler olup, İslâmiyet bunlara izin vermiştir. Bunlar İslâmiyetin yasak etmediği, günâh saymadığı hususlardır. Nitekim, Resûlullah efendimiz papazlara mahsus olan ayakkabıyı kullanmıştır.
Hindûların bayram günlerine ve ateşe tapınanların kutsal günlerine ve hıristiyanların noel gecelerine ve diğer paskalyalarına hürmet etmek ve o zamanlarda, onların âdetlerini, onlar gibi yapmak, bu günleri müslüman bayramı zannederek, onlar gibi birbirine hediye göndermek, eşyâlarını ve sofralarını, onların yaptığı gibi süslemek, o geceleri başka gecelerden ayırd etmek büyük günah olur. Allahü teâlâ, sûre-i Yûsuf’da buyuruyor ki: “Biz Allahü teâlânın varlığına, birliğine, her şeyi yaratan O olduğuna inandık, müslüman olduk diyenlerin çoğu, başkalarına ibâdet ve itâat ederek ve daha bir çok hareketleri ve sözleri ile, müşrik oluyorlar.”
Muharrem ayının birinci gecesi, müslümanların yılbaşı gecesidir. Muharrem ayı, İslâmî yılın birinci ayı olup, birinci günü müslümanların yeni yılının, yâni hicrî yılın ilk günüdür. Müslümanlar, kendi yılbaşı gecelerinde ve günlerinde birbirlerini ziyâret eder, hediye verir ve mektuplaşarak tebrikleşirler. Yılbaşını mecmua ve gazetelerle kutlarlar. Yeni yılın, birbirine ve bütün müslümanlara hayırlı ve bereketli olması için duâ ederler. Büyükleri, akrabâyı, âlimleri ziyâret edip duâlarını alırlar. O gün, bayram gibi temiz giyinirler. Fakirlere sadaka verirler.
Dünyâda çeşitli takvimler kullanılmasının bâzı mahzurları görüldüğünden, bütün dünyâ milletlerinin müştereken kullanacağı tek tip takvim yapılması için bir asırdır çeşitli çalışmalar olmuştur. Bu çalışmalar Değişmez Takvim ve Evrensel Takvim adı altında yürütülmektedir. Ancak yeni tatbikâtların daha büyük mahzurları doğuracağı tabiî olduğundan, bunların hiç biri kabûl görmemiştir. Osmanlı Devleti’nde Takvîm-i daimî veya Rûznâme isminde takvim tatbikâtı vardı. Bu takvim bir sene için değil, devâmlı kullanılmak üzere iki metre uzunluğunda, gâyet ince deri üzerine yapılan ince hesap ve zarif tezhiblerle meydâna getirilmişti. Hesaplar 100 sene için yapılır ve takvimden 100 sene ahkâm çıkartılır, bu işten anlıyanlar tarafından gelecek asırlar için de kullanılabilirdi. Bu işle pek çok uğraşanlar olmuş, bunlar arasında iki buçuk asır önce yaşamış olan Süleymân Hikmetî isminde bir zât meşhûr olmuştur. Bu takvimlerde seneler, mevsimler, aylar, günler, güneş ve ay tutulmaları, sayılı günler, meteorolojik ve astrolojik hesaplar bulunurdu. Bu takvimlerin açılıp sarılması ve istenen yere bakılması için iki ucunda parmak kadar ve daha büyük fildişi masuralar vardı. Bu takvimler pek çok yapılmış olup, adîleri 1-2 liraya, iyileri 10-15, fevkalâdeleri de 30 liraya kadar satılırdı.
İslâm memleketlerinde takvim hazırlanmasındaki esas maksat, namaz vakitlerinin sıhhatli şekilde müslümanlara duyurulması idi. Bunun için ilm-i hey’et, yâni astronomi ilmi ile uğraşan hey’et-şinâsların defter şeklinde hazırladıkları, namaz vakitleri cetvelleri bulunan, takvimler çıkartılmıştı. Namaz vakitlerinin yanısıra bir sene içindeki sayılı günler, güneş ve ay tutulmaları, burçlar, iklim ve zirâat hâdiselerini de gösteren bu takvimler Hicrî Kamerî, Hicrî Şemsî, Rumî ve Efrencî (Mîlâdî) senelere göre tertiplenmişti. Namaz vakitleri hesaplarını en sıhhatli şekilde yapabilen muvakkıtlar (vakit tâyin ediciler) tarafından tertiplenen bu takvimler, Osmanlı Devleti’nin son devrine kadar kullanılmıştır. Hâlen eski kitap satan sahaflarda bunların çeşitli tiplerini bulmak mümkündür. Eyyüb Camii muvakkıtı Ahmed Ziya Bey’in takvimi bilhassa meşhûr olmuş ve yaptığı namaz vakti hesapları o zamânın Şer’iyye Vekilliği’nce (Diyanet işleri Başkanlığı’nca) tasdîk edilmişti.
Şemsî seneleri, kameri seneye çevirmek: Başlangıç zamânına göre mîlâdî ve hicrî olmak üzere iki türlü sene kullanılmaktadır. Mîlâdî sene, Îsâ aleyhisselâmın doğum günü zannedilen zamanda başlar ise de, Fransa kralı 9. Şarl’ın 970 (m. 1563) senesinde, yıl başının 1 Ocak’dan başlamasını emr ettiği, Hasîb Bey’in Kozmoğrafya kitabında yazılıdır. Hicrî kamerî senenin başlangıcı 622 senesinin Muharrem ayının birinci Cum’a günü olup, Temmuz ayının 16. günüdür. Acemlerin şemsî senesi, bundan altı ay evvel, yâni Martın yirminci günü olan mecûsî gününde başlamaktadır. Peygamberimizin sallallahü aleyhi ve sellem hicreti mîlâdın 622. senesinde oldu. 621. sene tamam olduktan 196 gün (0,54 sene) sonra hicrî kamerî yıl başıdır. 262 gün (0,72 sene) sonra da, hicrî şemsî yılın başlangıcıdır. Hicrî şemsî yılın başlangıcı hicrî kamerî yıl başlangıcından 66 gün (0,18 sene) sonra olmaktadır. Hicrî şemsî sene adedine 0,18 ilâve edince, hicrî şemsî sene adedi de 16 Temmuz’dan başlamış oluyor. Senede 10.875 günlük farkdan dolayı, şemsî sene, 32,5 olunca, kamerî sene 33,5 oluyor. Kamerî sene adedi, 32,58/33,58 =0,97023 ile çarpılınca, şemsî sene olur. Hicrî şemsî sene adedi 33,5/32,5 = 1,0307 ile çarpılınca, kamerî sene adedi olur.
1404 kamerî senesi başına rastlayan hicrî şemsî seneyi bulmak: Bir senenin başı, bir evvelki senenin sonu olduğu için ve şemsî sene de, 16 Temmuz’da başlamış olsaydı, şemsî sene mikdârı 1403x0,97023=1361,23 olurdu. Şemsî sene, 16 Temmuz’dan 0,18 sene sonra başladığı için, bundan 0,18 sene çıkarılınca, 1362 senesinin 0,05x12 =0,6 birinci ayının 0,6x30=18. günü olur.
1362 hicrî şemsî sene başına rastlayan kamerî senenin kaç olduğunu bulmak: Kamerî sene de 20 Eylül’de başlamış olsaydı, 1361x1,0307=1402,78 olurdu. Bundan 0,18 fazlası, 1043 senesinin 0,96x12=11,52 onikinci ayının yarısı olur.
1984 mîlâdî senesi başında hicrî senelerin kaç olduklarını bulmak: 1984 mîlâdî senesi başına rastlıyan hicrî şemsî sene 1984-622=1362’dir. 20 Eylül ile 1 Ocak arası 103 gün (0,28 sene) dir. 1362 şemsî sene başında kamerî senenin 1402,96 olduğunu yukarıda bulmuşduk. Kamerî sene de 1402,96 +0,28=1403,24 olur ki, 1404 kamerî senenin 0,24x12=2,88 üçüncü ayının 0,88x30=26,4 yirmiyedinci günü olur.
Kamerî seneyi milâdîye çevirmek: 1404 hicrî kamerî senesi başına rastlıyan mîlâdî seneyi bulalım: 1403x0,97023=1361,23 16 Temmuz’dan başlayan hicrî güneş senesi olur. 1361,23+621,54=1982,77 olur ki, 1983 senesinin 0,77x12=9,24 onuncu ayının 0,24x30=7,2 sekizinci günüdür.
Hicrî sene başının hangi gün olduğunu bulmak: Muharrem’in birinci gününü bulmak için sene adedi, beş ile çarpılarak bulunan sayı sekize bölünür. Kalan sayı Perşembe’den îtibâren gün adedini gösterir. Meselâ; 1357 senesi Muharrem’inin başlangıcı: 1357’nin beş misli 6785’dir. Bunun 8 ile bölünmesi netîcesinde bir kalır. Muharrem’in başı Perşembe’dir.
Herhangi bir Arabî ayın birinci gününü bulmak (Işık usûlü): Sene adedinden bir noksanı, 4,367 ile çarpılır. Bulunan rakamın tam sayısına, aranılan aya mahsûs sayı eklenir. Çıkan toplam yediye bölününce kalan, Cum’a’dan îtibâren gün adedi olur.
Oniki arabî ayın her birine mahsus rakamlar, şu beytdeki, oniki kelimenin birinci harfleridir. Her büyük harf, (Ebced hesabı ile) bir adedi gösterir:
Hilmi Bu Dünyâya Hiç Zahmet Etme!
Cemâl-i Dünyâyı, Vefasız Zen Buldu Cümle.
Beytdeki oniki büyük harfin sıraları, oniki arabî ayın, Muharrem’den îtibâren sıralarına göredir. Her harf, aynı sıradaki ayın husûsî numarasıdır.
(Ebced hevvez hutti) kelimelerindeki harflere Hurûf-i cümmel veya cümel denir. Bu kelimeler de: e=1, b=2, c=3, d=4, he=5, v=6, z=7, hu=8, t=9, î=10’dur. Buna göre, yukarıdaki beytde kelimelerin birinci harfleri: 
Hilmi = 8 = Muharrem 
Bu = 2 = Safer 
Dünyâya = 4 = Rebî’ul-evvel
Hiç = 5 = Rebî’ul-âhır 
Zahmet = 7 = Cemâzil-evvel 
Etme = 1 = Cemâzil-âhır 
Cemâli = 3 = Receb 
Dünyâyı = 4 = Şaban 
Vefasız = 6 = Ramazân-ül-mübârek 
Zen (Kadın) = 7 = Şevval 
Buldu = 2 = Zilkâde 
Cümle = 3 = Zilhicce aylara mahsûs rakamları gösterir (Bkz. Ebced).
Meselâ 1362 senesi, Zilkade ayının yirmidokuzuncu gününü bulalım:
1361 adedini, 4,367 ile çarpalım, 5943 olur. Buna iki ilâve edelim. Çünkü, Zilkâde’ye mahsus aded ikidir, 5945 olur. Bunu yediye bölünce iki artar. Demek ki, Zilkâde’nin birinci günü, Cum’a’dan başlıyarak, ikinci gün imiş. Yâni Cumartesi imiş. Yirmidokuzuncu gün de, tabiî yine Cumartesi’dir. Bu usûl, pek kat’î ve hassasdır.
Herhangi bir hicrî kamerî sene başlangıcına tesadüf eden mîlâdî sene adedini bulmak için, malûm senenin, hicrî sene sütununda kendinden bir evvelki seneden farkı, bu senenin hizâsındaki mîlâdî seneye ilâve edilir. Meselâ 1362 hicrî senesi başında mîlâdî sene: 1362-1330=32 olduğundan, 1911+32 = 1943 ve aşağıdaki cetvelde, bu farkın altında yazılı Ocak ayı olur.
Hicrî sene başlarının tesadüf ettiği mîlâdî seneleri gösterir cetveldir.
 
Mîladi Sene Hicrî Sene
607 -14
640 20
672 53
705 87
737 120
770 154
802 187
835 221
868 255
900 288
933 322
965 355
998 389
1030 422
1063 456
1095 489
1128 523
1160 556
1193 590
1226 624
1258 657
1291 691
1323 724
1356 758
1388 791
1421 825
1454 859
1468 892
1519 926
1551 959
1585 994
1617 1027
1650 1061
1682 1094
1715 1128
1748 1162
1780 1195
1813 1229
1845 1262
1878 1296
1911 1330
1943 1363
1976 1397
2008 1430
 
0 1 2
Aralık 3 4
Kasım 5 6 7
Ekim
8 9 10
Eylül 11 12 13
Ağustos 14 15 16
Temmuz
17 18
Haziran 19 20 21
Mayıs 22 23 24
Nisan
25 26 27
Mart 28 29 30
Şubat 31 32 33 34
Ocak

 1) İslâh-ut-takvîm
 2) Mektubat-ı İmâm-ı Rabbanî; cild-1, m. 266
 3) Rehber Ansiklopedisi; cild-16
 4) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye
 5) Türklerde Hey’et ve Takvîm (Fatin Gökmen)
 6) Oniki hayvanlı Türk Takvimi (O. Turan)

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Zamânın pâdişâhı Kânûnî Sultan Süleymân, bir gece rüyâsında ak sakallı, nûr yüzlü bir ihtiyârın sırtını sıvazladığını gördü.

GÜNÜN HADİSİ

Din kitaplarında, (Şu on kısımdır, dokuzu şundadır) gibi ifadeler geçiyor. Onda dokuzu ne demektir?

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, Kılınc Hâna yazılmışdır. Sofînin kâin ve bâin olduğu ve kalbin birden fazla şeye bağlanmıyacağı ve muhabbet-i zâtiyye hâsıl olunca sevgiliden gelen elemlerle ni’metlerin müsâvî olduğu ve mukarreblerle ebrârın ibâdetleri arasındaki başkalığı ve kendini yok bilen Evliyâ ile insanları da’vet için geri dönmüş olan Evliyânın başkalıkları bildirilmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası