hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
18:31
19 Temmuz 2010 Pazartesi
Okunma Sayısı: 752
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Talhâ Bin Ubeydullah (r.anh)

Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimizin; “Talhâ ve Zübeyr, Cennet’te komşularımdır.” hadîs-i şerîfiyle medh edilen sahâbî.

İlk îmân edenlerden ve Aşere-i mübeşşere’dendir. Bedr gazasında Şam tarafında vazifeli idi. Diğer gazâlarda bulundu. Çok zengin olup, bütün malını Allah yolunda dağıttı. Cemel (Deve) harbinde şehîd oldu. Hazret-i Ali, buna çok üzüldü. Ağlayarak mübârek eli ile yüzündeki toprağı sildi ve namazını bizzat kendi kıldırdı.
Hazret-i Talhâ’nın babasından îtibâren nesebi, Talhâ bin Ubeydullah bin Osman bin Amr bin Kâ’b olup, künyesi Ebû Muhammed, lakabı Feyyaz ve Hayyir yâni çok hayır işleyendir. Hicretten yirmidört yıl önce Mekke’de doğdu. Soyu altıncı babada Hazret-i Ebû Bekr, onuncu babada ise, Resûlullah efendimiz ile birleşir. Babası Ubeydullah, Resûlullah efendimizin peygamberliğini ilân ettiği zaman hayatta idi. Talhâ (r.anh) babasının vefâtından evvel onbir yaşında iken Hazret-i Ebû Bekr’in tavsiyesine uyarak müslüman olmuştur. İlk îmân edenlerin sekizincisidir. Hazret-i Ebû Bekr vâsıtasıyla îmân edenlerin beşincisidir.
Hazret-i Talhâ, İslâm’ı tanımadan önce de ticâretle uğraştığı için sık sık Mekke dışına çıkardı. Bu seyâhatlerinden birinde Şam yakınlarında Busra kasabasında bir panayıra gelmişti. Bir rahip; “Panayıra gelenlere sorun; içlerinde Mekke’den gelen var mı?” diye seslendi. Bunun üzerine Talhâ bin Ubeydullah (r.anh); “Evet, ben Mekkeliyim” dedi. Bunun üzerine râhib; “Ahmed zuhûr etti mi?” diye sordu. Talhâ; “Ahmed kimdir?” diye sordu. Râhib; “Abdullah bin Abdülmuttalib’in oğludur. Orası O’nun zuhûr edeceği şehirdir. O, peygamberlerin sonuncusudur. Kendisi Harem-i şerîften çıkarılacak, hurmalık, taşlık ve çorak bir yere hicret edecektir” dedi. Râhibin sözleri Hazret-i Talhâ’nın kalbine yer etti. Acele Mekke’ye geldi ve; “Olan biten bir şey var mı?” diye sordu. “Evet var. Abdullah’ın oğlu Muhammed-ül-emîn, peygamber olduğunu iddiâ etti. Ebû Kuhâfe’nin oğlu da (Hazret-i Ebû Bekr) ona uydu” dediler. Bunun üzerine doğruca Hazret-i Ebû Bekr’in yanına gitti. Müslüman olduğu cevâbını alınca, râhibin söylediklerini anlattı. Sonra birlikte Resûlullah’a gidip, müslüman oldu. Râhibin sözlerini Peygamber efendimize de anlattı. Resûlullah efendimiz tebessüm ettiler. Talhâ bin Ubeydullah (r.anh) müslüman olduğu zaman, Mekkeli müşriklerden pek çok ezâ ve cefâ gördü. Rivâyet olunur ki, Nevfel bin Huveylid bin Adeviyye, adamları ile birlikte Hazret-i Ebû Bekr ve Hazret-i Talhâ’yı yakalayarak iple bağladılar ve işkence yaptılar. Temimoğulları da onlara sâhip çıkmadı. Bu hâdiseden dolayı Ebû Bekr ve Talhâ’ya (r.anhüm) bitişikler mânâsına gelen karînân dendi.
Hazret-i Talhâ, en yakın akrabaları dâhil olmak üzere Mekke müşriklerinden çok işkence gördü. Evine hapsedildiği gibi, İslâm’dan dönmesi için günlerce aç ve susuz bırakıldı. Kardeşi Osman da, Talhâ (r.anhümâ) vâsıtasıyla îmân etmiş, bu işkencelere o da tâbi tutulmuştu. Hele namazlarını edâ edecekleri zaman çektikleri sıkıntı ve kendilerine revâ görülen işkence, tahammülü mümkün olmayan cinstendi.
Hazret-i Mes’ûd bin Hırâş, gördüğü bir hâdiseyi şöyle nakleder: “Safâ ile Merve arasında dolaşırken, elleri boynuna bağlı ve kalabalık bir grup tarafından tâkib edilen bir delikanlı gördüm. Etrâfındakilere onun hangi suçu işlediğini sorduğumda, bana; “Bu Talhâ bin Ubeydullah’dır. Atalarının yolundan saptı” diye cevap verdiler. Gencin arkasından çirkin sözler söyleyen ve onu tâkibeden bir de kadın vardı. Onun da annesi olduğunu söylediler. Fakat Talhâ bin Ubeydullah, bütün bu akıl almaz işkencelere göğüs geriyor, beni öldürseniz de dînimden dönmem diye karşılık veriyordu.”
Peygamber efendimiz, Hazret-i Ebû Bekr’le, Medîne-i münevvereye hicret buyurduğu zaman, Hazret-i Talhâ ticâret için Şam’a gitmiş ve dönerken Medîne’ye uğramıştı. Peygamber efendimizin orada olduğunu öğrenince, kervandaki mallardan vazgeçip Medîne’de kaldı. Es’ad bin Zürâre’nin (r.anh) misâfiri oldu. Bir müddet sonra Es’ad bin Zürâre’yi Mekke’ye gönderip âilesini Medîne’ye getirtti. Medîne’de Muhâcirin ile Ensâr arasında kardeşlik te’sis olunduğunda, Peygamber efendimiz Talhâ’yı, Übeyy bin Kâ’b (r.anhümâ) ile kardeş yaptı. Hazret-i Talhâ, Bedr’den başka bütün gazâlarda sevgili Peygamberimiz ile berâber bulunmuştur. Çok cesûr olup, bütün gazâlarda Allahü teâlânın dînine hizmet ve şehîdlik mertebesine ulaşmak için kahramanca savaştı.
Bedr’den sonra İslâm’ın en büyük gazâsı, ölüm kalım savaşı olan Uhud’da; Eshâb-ı kirâm, Resûlullah’ın yanında çarpışmak için dizildikleri zaman, Resûlullah efendimiz, Mus’ab bin Ümeyr’in taşıdığı sancağın altında idi. Ceng başlamış ve sancakdârları öldürülünce müşrik ordusu bozulmuş idi. Hattâ müslümanlar, müşriklerin ordugâhına girip ganîmet toplamağa başlamışlardı. Sevgili Peygamberimiz, Uhud geçidine koyduğu ve hiç bir sûrette ayrılmamalarını emir buyurdukları Eshâbın en iyi okçularından elli kişinin büyük kısmı; “Müşrikler yenildi” diyerek bulundukları yerleri terkettiler. Müşrik ordusu bunu fark edince Uhud Dağı’nı dolaşarak geçide geldiler. Burada bulunan on kadar sahâbîyi şehîd ettiler ve müslümanları arkadan vurdular. O müthiş günde müslümanlar ne olduğunu anlayamamışlar, hattâ bâzıları birbirlerine kılıç vurmuşlardı. Hele harp meydanında Resûlullah efendimizin öldürüldüğü haberi, Eshâb-ı kirâmı kalblerinden hançerlemişti. Ne olduğu anlaşılmamış, herkes ye’se düşmüştü. Eshâb-ı kirâmın bâzıları geri dönmek îcâb ettiğini söylüyor, bâzıları da; “Resûlullah mâdem ki öldü, biz de ölünceye kadar kâfirlerle harb edip O’na hemen kavuşmayı arzu ederiz” diyorlardı. Bir kısım Eshâb da Peygamberimizin etrâfında toplanmışlar, canlarını siper edip O’nu muhâfazaya çalışıyorlardı. Hazret-i Talhâ bin Ubeydullah da bunlar arasında olup, Resûlullah’ın yanından ayrılmamıştı. Müslümanlar şaşkınlık içinde bulunup dağıldıkları zaman, sevgili Peygamberimiz; “Ey Allah’ın kulları bana doğru geliniz! Ey Allah’ın kulları bana doğru geliniz!” buyurarak seslenince ancak otuz sahâbi toplayabilmişti ve Peygamber efendimiz müşrikler tarafından tamâmen kuşatılmıştı. Müşriklerin iyice yaklaştıkları bir sırada, Peygamberimiz; “Şunları kim karşılar, kim durdurur?” buyurdu. Talhâ bin Ubeydullah hazretleri; “Ben! Yâ Resûlallah!” deyip, ileri atılmak istedi. Peygamber efendimiz; “Senin gibi daha kim var?” buyurdular. Medîneli sahâbîlerden biri; “Yâ Resûlallah! Ben!” diyerek izin istedi. Sevgili Peygamberimiz; “Haydi, sen karşıla” buyurunca, ileri fırladı ve müşriklerin üzerine atıldı. Eşine rastlanmadık kahramanlıklar gösterdi. Bir kaç imansızı öldürdükten sonra şehâdet şerbetini içti. Resûl-i ekrem efendimiz, yine; “Şunlara kim karşı koyar?” buyurdular. Herkesten önce, yine Talhâ hazretleri çıktı. Peygamber efendimiz; “Senin gibi daha kim var?” diye sorunca, Ensârdan bir mübârek; “Ben karşılarım yâ Resûlallah!” dedi. Peygamberimiz; “Haydi onları sen karşıla” buyurdular. O da müşriklerle çarpışa çarpışa şehîd oldu. Bu şekilde Peygamber efendimizin o anda yanında bulunan bütün sahâbîler, vuruşa vuruşa şehâdete erdiler. Kâinatın sultânı efendimizin o anda yanında Talhâ bin Ubeydullah hazretlerinden başka kimse kalmamıştı. Hazret-i Talhâ, Resûlullah’a bir zarar erişir diye endişe ediyor, dört bir tarafa koşuyor, kâfirlerle kıyasıya çarpışıyordu. Onun bu kadar serî kılıç sallaması, bir anda Resûlullah’ın her tarafındaki düşmana karşılık vermesi, ok, mızrak ve kılıç darbelerine vücûdunu kalkan yapması, eşine rastlanmayacak bir hâdiseydi. Hazret-i Talhâ, pervane gibi dönüyor, kendisine değen kılıçlara hiç aldırmıyordu. Dileği, Kâinatın sultânını korumak, bu uğurda diğer kardeşleri gibi şehîd olmaktı. Vücûdunda yara almayan yer kalmamıştı. Elbisesinde kandan başka bir şey görünmez olmuştu. Fakat o, buna rağmen dört bir tarafa yetişiyordu. O sırada Hazret-i Ebû Bekr ve Sa’d bin Ebî Vakkâs Hazretleri, Resûl-i ekrem efendimizin yanına yetiştiler. Yiğitlerin efendisi Hazret-i Talhâ da bu arada kan kaybından sıcak toprağa düşüp bayıldı. Her yeri kılıç, mızrak ve ok darbeleriyle delik deşikti. Altmış altı büyük, sayılamayacak kadar da küçük yarası vardı. Sevgili Peygamberimiz, Hazret-i Ebû Bekr’e, hemen hazret-i Talhâ’ya yardıma koşmasını emrettiler. Ebû Bekr-i Sıddîk (r.anh), Hazret-i Talhâ’nın ayılması için mübârek yüzüne su serpti. Talhâ bin Ubeydullah hazretleri ayılır ayılmaz; “Yâ Ebâ Bekr! Resûlullah ne yapıyor?” diyerek, sevgi ve bağlılığın en güzelini gösterdi. Resûl-i ekremi sevmek, canını, O’nun mübârek vücûduna fedâ etmek ancak bu kadar olurdu. Hazret-i Ebû Bekr; “Resûlullah iyidir. Beni O gönderdi” deyince, Talhâ (r.anh) rahat bir nefes alıp; “Allahü teâlâya sonsuz şükürler olsun. O sağ olduktan sonra her musîbet hiçtir” dedi. O sırada bir kaç sahâbi daha yetişti. Âlemlerin efendisi, Muhammed Mustafâ sallallahü teâlâ aleyhi ve sellem, Hazret-i Talhâ’nın yanına teşrif ettiler. Yaralı mücâhid, Resûlullah’ı sağ olarak görünce, sevincinden ağladı. Peygamber efendimiz, onun vücûdunu mesh ettikten sonra, ellerini açıp; “Allah’ım! Ona şifâ ver, kuvvet ihsân eyle” diye duâ buyurdular. Resûl-i ekrem efendimizin bir mûcizesi olarak, Hazret-i Talhâ sapa sağlam ayağa kalktı ve tekrar düşmanla harbetmeye başladı. Sevgili Peygamberimiz onun için; “Uhud günü, yer yüzünde sağımda Cebrâil’den, solumda Talhâ bin Ubeydullah’dan başka bana yakın bir kimsenin bulunmadığını gördüm.” “Yeryüzünde gezen cennetlik bir kimseye bakmak isteyen, Talhâ bin Ubeydullah’a baksın” buyurdular (Bkz. Uhud Gazâsı)
Talhâ bin Ubeydullah (r.anh); “Uhud Harbi’nden Mekke’nin fethine kadar geçen süre içinde yapılan bütün gazvelere katıldım. Ayrıca Hudeybiye’de bî’at-ı Rıdvan’da da bulundum” buyurdu. Talhâ (r.anh), Mekke’nin fethinden sonra Hüneyn gazvesinde düşmanın okları karşısında gerileyen ordu içinde sebât edenlerdendi. Tebük gazvesinde herkes elinden gelen gayretle orduyu techiz etmek, (donatmak) için uğraşırken, o da, herkesle yarışırcasına, varını yoğunu nesi varsa sarfetmiş, bundan dolayı, Feyyâz lakabını almıştır.
Resûlullah sallallahü aleyhi ve sellem efendimiz ile Mekke’ye giden Hazret-i Talhâ, haccı eda edip, Vedâ hutbesini dinledikten sonra Medîne’ye dönüp bir müddet orada kaldı. Resûlullah efendimizin vefâtından çok müteessir olup, tenhâ bir köşeye çekilerek ağladı. Hazret-i Ebû Bekr halîfe seçilince hemen ona bî’at etti. Hazret-i Ebû Bekr’in hilâfeti zamânında da bütün savaşlara katıldı. Ebû Bekr (r.anh) hastalandığında, yerine kimin halîfe olacağını hazret-i Talhâ ile istişâre etmiş ve o da; “Hazret-i Ömer bu makâma en çok lâyık olan zâttır. Cenâb-ı Hak sana; “Müslümanların işini kime terk ettin?” derse, açık bir alınla ve müsterih olarak; “Hazret-i Ömer’e bıraktım” dersin” buyurmuşlardır.
Talhâ bin Ubeydullah, Hazret-i Ömer zamânında şûra meclisi üyesi idi. Halîfe Ömer her hususta onun re’yine mürâcaat ederdi. Hazret-i Ömer’in vefât etmeden önce halîfe seçilmek üzere namzet gösterdiği altı zâttan birisi de Talhâ bin Ubeydullah’dır.
Talhâ bin Ubeydullah (r.anh), Cemel vak’asında şehîd oldu. Hazret-i Ali harp meydanını gezerken, Hazret-i Talhâ’yı ölenler arasında görünce, üzüldü ve çok ağladı. Kucağına aldı. Yüzündeki toprakları sildi ve; “Ey Ebû Muhammed (Talhâ)! Semânın yıldızları altında seni toprağın üzerinde serili görmek bana pek ağır geldi ve beni kalbimden vurdu. Keşke yirmi yıl önce ölseydim” buyurdu. Namazını kendi kıldırdı. Vefâtından yirmi yıl sonra kızı Âişe, bir gece rüyasında Hazret-i Talhâ’yı gördüğünde; “Yâ Âişe! Kabrimin bir tarafından sızan su bana eziyet veriyor, beni buradan çıkar da başka yere defnet” diye tenbih buyurdu. Bunun üzerine kızı Âişe, çok üzüldü ve akrabalarından bâzılarını alarak kabr-i şerîfini açtılar. Sızan sudan dolayı vücûdunun bir tarafı hafif yeşillenmiş, diğer yerleri yeni defnedilmiş ve bir kılına dahi zarar gelmemiş buldular ve bir başka kabre naklettiler.
Talhâ (r.anh), Eshâb-ı kirâmın en üstünlerinden olup kavuşamadığı fazîlet sâdece Hulefâ-i râşidîn derecesi olmuştur. Peygamber efendimiz; “Yeryüzünde Cennet’lik bir kimse görmek isteyen, Talhâ bin Ubeydullah’a baksın” buyurmuştur. Hazret-i Âişe anlatır: “Ebû Bekr-i Sıddîk bir gün Resûlullah’ın yanına girmişti. Resûlullah ona; “Yâ Ebâ Bekr! Sen, Allahü teâlânın Cehennem’den âzâd ettiği kişisin” buyurdu. Ondan önce kimseye böyle Atîk ismi vermemişti. Sonra Talhâ bin Ubeydullah içeri girdi. Resûlullah efendimiz ona; “Ey Talhâ! Sen de şehîd olmayı bekliyenlerdensin” buyurdu.
Hazret-i Talhâ, ahlâk, edep ve fazîlet bakımından çok yüksek idi. Kalbi, Allahü teâlânın korkusuyla ve Resûlünün muhabbetiyle doluydu. Bu muhabbeti aşk derecesinden de çok ötelerde idi. O bu aşkının en güzel isbâtını Uhud ve diğer gazâlarda göstermiştir.
Zi’l-Karâde gazvesinde mücâhidlerin susuz kalmaması için bir kuyu satın alıp onu mü’minlere vakfetmiş idi. O zaman kuyu satın almak ve vakfetmek çok büyük cömertlikti. Zü’l-Usra gazvesinde ise savaşa katılanları tek başına doyurmuştur. Günlük geliri bin altın idi. Öksüzleri gözetir, fakirlerin ihtiyaçlarını görür, biçârelere yardım eder. Muhtaç olanlara para verirdi. Teymoğulları’nın bütün muhtaçları, onun yardımları altında idi. Hazret-i Talhâ, bunların dullarını evlendirir, borçlularının borçlarını öderdi.
Resûlullah sallallahü aleyhi vesellem efendimizin vefâtından sonra mü’minlerin annesi olan ezvâc-ı tâhîrâtın hizmetine koşmuş, bütün malını ve parasını emirlerine âmâde kılmıştır. Medîne’ye gelenler onun evinde misâfir edilirdi. Kendisinden bir şey beklendiğinde, onu yerine getirmediği görülmemiştir. Bir gün bir bedevî, Hazret-i Talhâ’ya gelip, akrabâlık iddiâsında bulunarak yardım istedi. Hazret-i Talhâ akrabâlık bağının çok önemli olduğunu söyleyerek, bir arâzisi bulunduğunu, istediği takdirde onu almasını, veya satıp parasını vermeyi teklif etti. Bedevî, parasını almak isteyince, arâziyi Hazret-i Osman’a satıp parasını bedevîye verdi.
Son derece sevimli idi. Orta boylu, geniş göğüslü, yakışıklı bir zâttı. İsrâf ve aşırılığa kaçmazdı. Ahlâkının güzelliğine delil olarak şu misâl zikredilebilir. Eshâb-ı kirâmdan bir çok zât, ümmi Ebân Hâtun’la evlenmek için teklifte bulunmuşlardı. Fakat o hiç birisini kabûl etmedi. Talhâ bin Ubeydullah (r.anh) teklifte bulununca kabûl etti. Sebebi sorulduğu zaman; “Onun ahlâkını bilirim. Evine girerken güler yüzle girer, evinden çıkarken mütebessim çıkar. Kendisinden istenildiğinde verir, kendisine bir iyilik yapıldığı zaman teşekkür eder. Bir kusûr görünce affeder” diye cevap vermiş ve onunla evlenmişti.
Hazret-i Talhâ ticâretle ve zirâatle meşgûl olup, büyük çiftlik sâhibi idi. Kendisinin Hayber’de ve Irak’ta çok arâzileri vardı. Böyle büyük bir zenginliğin içinde bulunmasına rağmen, gâyet az yer, isrâf etmez ve isrâf edenleri sevmezdi.

SENİN OLSUN
Bir gün Hazret-i Talhâ, üzerinde güzel bir maşlah (yünlü harmanî) ile yolda giderken adamın biri maşlahını omuzlarından kaptı. Oradakiler maşlahı adamdan geri aldılar. Fakat Talhâ bin Ubeydullah (r.anh), maşlahı adama iâde ettirdi. Adam utanarak Hazret-i Talhâ’ya vermek isteyince; “Senin olsun, Allahü teâlâ mübârek etsin! Birisi benden bir şey umarsa, onun ümîdini boşa çıkarmakla Allahü teâlâdan utanırım” buyurdu.

1) Müsned-i Ahmed bin Hanbel; cild-1, sh.160
2) Sünen-i Tirmizî; cild-1, sh. 376
3) Fedâil-üs-Sahâbe (Buharî)
4) Fedâil-üs-Sahâbe (Müslim)
5) Medâric-ün-nübüvve; cild-2, sh. 269
6) El-İsâbe; cild-2, sh.229
7) El-İstiâb; cild-2, sh.219
8) Tabakât-ı İbn-i Sa’d; cild-3, sh. 214
9) Hilyet-ül evliyâ; cild-1, sh.87
10) Metâli-un-nücum; cild-1, sh. 216
11) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; sh.1075
12) İslâm Âlimleri Ansiklopedisi; cild-1, sh.133

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Sultan Mahmud-u Gaznevi hazretleri bir savaş sonunda çok kıymetli bir elmas yakut taşı ganimet olarak ele geçirir. Sonra taşı eline alarak baş vezirine, (Al bu taşı kır, paramparça et) der.

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, kardeşi meyân şeyh Mevdûda yazılmışdır. Dünyânın kısa sürdüğü, buna karşılık olan azâbın sonsuz olduğu bildirilmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası