hakdin.net
3 Recep 1433
24 Mayıs 2012 Perşembe
18:42
19 Temmuz 2010 Pazartesi
Okunma Sayısı: 876
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

Dünyânın büyük hükümdârlarından, âlim ve evliyâ dostu cihângir, aklî ve naklî ilimlerde âlim.

Aslen Moğol ırkındandır. Babası, Taşkend ve çevresinde hükümrân olan Moğol Barlas aşîreti reîslerinden Emir Turagay, annesi Tekine Hâtun’dur. 1336 senesinde Türkistan’ın Şehr-i Sebz civârındaki Hoca İlgar köyünde doğdu.
Timur Hân’ın babası Emir Turagay, zamanın büyük evliyâsı Emir Külal hazretlerinin talebesi olup temiz, afif, sâlih bir müslümandı. Emir Turagay aynı zamanda Çağatay Hânlığı’na hükmeden hânı tahttan indirip tahta çıkaran emirler arasındaydı. Âlimleri ve Allah dostlarını çok seven Emir Turagay, oğlu Timur’a da âlim ve sâlihlerle berâber olmasını, Allah dostlarını üzmemesini nasîhat ederdi. Timur Hân’a aklî ve naklî ilimler ile kumandanlık bilgilerini ehil hocaların elinden öğretti. Şeyh Şemseddîn Gülâl’i, hoca tâyin etti. Timur, babasının vefât etmesi ile emirler arasında geçimsizlikler yüzünden, memlekette anarşinin hâkim olması üzerine siyâsete karıştı. Dost ve düşmanını gâyet iyi bilen ve kuvvetli bir siyâset tâkib eden Timur Hân, bir kaç kişilik bir âile çevresinden meydana gelen kuvvetlerini kısa zamanda çoğaltıp, bir çok sıkıntılara katlandıktan sonra Belh emîri oldu.
Çok mütevâzî, sâde ve dervişane bir yaşayışı olan Timur Hân, bir gün adamları ile birlikte yeşillik bir yerde oturmuş, âlimlerin üstünlükleri ile velîlerin kerâmetlerinden konuşuyorlardı. O sırada biraz ötelerden bir topluluğun geçtiğini gördüler. Timur Hân, soruşturup, o geçenlerin Emîr Külâl hazretleri ve talebeleri olduğunu öğrendi. Hemen kalkıp, bizzat kendisi koştu ve edeble o büyük velînin huzûruna vardı; “Efendim, himmet edip, meclisimizi şereflendirseniz, biz de sohbet ve nasîhatlerinizden istifâde etsek” diye yalvardı. Bunun üzerine Emîr Külâl; “Dervişlerin sözleri gizli olur. Bu bizim vazifemiz değildir. Mânevî bir işâret olmadıkça bir şey söyleyemeyiz. Hiç bir zaman kendinden bir söz söyleme ve gâfil olma. Önüne mühim bir işin çıkacağını ve bunda muvaffak olacağını görüyorum” buyurdu. Sonra yola devâm ettiler. Evine varınca, zâviyesinde bir müddet durup, yatsı namazı vaktinde dışarı çıktı. Cemâatle namaz kıldıktan sonra başını önüne eğip bir müddet öylece oturdu. Hemen talebelerinden Şeyh Mensûr’u yanına çağırdı ve; “Hiç durma sür’atle Emir Timur’a git! Söyle, derhâl Hârezm tarafına harekete geçsin. Eğer oturuyorsa hemen kalksın, ayakta ise harekete geçsin, hiç durmasın. Çünkü bana onun ve oğullarının bütün memlekete baştan başa hâkim olacağı bildirildi. Hârezm’i alınca, Semerkand’a yürüsün” dedi. Haberi götüren Şeyh Mensur, Timur Hân’ın yanına girince, onu ayakta bekler buldu. Haberi aynen, iletti. Timur Hân, bu haber üzerine derhâl ordusunu harekete geçirdi. O, harekete geçip gideceği yolun yarısına vardığı sırada, düşmanları Timur Hân’ın çadırına hücûm ettiler. Fakat o çoktan yola çıkmıştı. Timur Hân, Hârezm’i aldı. Sonra Semerkand üzerine sefere çıktı ve orayı fethetti. Böylece birbiri ardından pek çok zafer kazandı ve işleri dâima iyi gitti.
Timur Hân, Semerkand’da yerleşince, Buhârâ’ya gitmeyi arzu etti. Bu sebeple Emîr Külâl hazretlerine haber günderip; “Bizim Buhârâ’ya gelmemize müsâade ederler mi? Şâyet izin verilmezse, kendilerinin Semerkand’ı teşrif etmelerini arzu ediyoruz. Nasıl buyururlarsa öyle yapalım” dedi. Timur Hân’ın bu arzusu üzerine Emir Külâl; gelmesini ve gitmeyi kabûl edemiyeceğini, yalnız kendilerine duâ ettiğini söyledi. Bunları bildirmek ve Timur Hân’la görüşmek üzere oğlu Emîr Ömer’i vazifelendirdi. Oğlunu gönderirken şöyle dedi: “Ey oğlum! Emir Timur’a söyle! Eğer Allahü teâlânın râzı olduğu yolda yürümek istiyorsa, takvâ ile adâletten hiç ayrılmasın ve bunları kendine şiâr edinsin ki, kıyâmet günü kurtulabilsin! Yine bizim ve talebelerimizin her zaman kendisine duâ ettiğimizi söyle. Eğer dünyâya meyil ederse, bu duâların faydasına kavuşamaz.” Emîr Ömer, Semerkand’a gidip Timur Hân ile görüştü ve babasının söylediği şeyleri aynen bildirdi. Timur Hân, Emîr Külâl hazretlerinin nasîhatlerini can kulağı ile dinleyip takvâ ve adâletten ayrılmayacağına, işlerinde dâima Allahü teâlânın rızâsını gözeteceğine dâir söz verdi.
Yedi senede Irak’ın kuzey ve güneyini zabtetti. Bağdâd’a müslümanların coşkun sevgi gösterileri ile girdi. Önceleri halk, Moğol korkusundan çok üzülüyordu. Timur Hân’ı da önceki Moğollar gibi çapulcu ve zâlim zannediyorlardı. Timur Hân’ın sâlih bir müslüman, âlim ve evliyâ dostu olduğunu görünce, kısa zamanda herkes tarafından sevildi. Âlimler çevresinde toplandı. Devrin büyükleri onun sarayında bir araya geldi. Zâlim Moğol hükümdârı Hülâgû tarafından yakılarak ortadan kaldırılan İslâm kitapları ve öldürülen âlimler ile duraklama gösteren din bilgileri yeniden canlanıp yayıldı. Zamânında Şâh-ı Nakşibend Behâeddîn-i Buhârî, Seyyid Şerîf Cürcânî, Sa’deddîn Teftâzânî gibi âlimler yetişti.
Timur Hân, İslâm ülkeleri arasında birliği te’min edip, ehl-i küfrü yerle bir etmek, Allahü teâlânın dînini yaymak niyetiyle, müslüman memleketlerin hükümdârlarına mektuplar yazıp, kendisine itâat etmelerini istedi. Hattâ bir kısmına para ve hediyeler de gönderdi. Kendisini Moğol Devleti’nin vârisi olarak görüyor ve Moğolların hâkim olduğu yerlerde hâkimiyet iddiâ ediyordu. 1389 senesine kadar İran ve Gürcistan’a seferler düzenledi. Moğol prensi Toktamış’ı destekleyip, Altınordu Devleti’ne hükümdâr yaptı. Toktamış ihânet edip, Timur’un topraklarına saldırınca, 1390 ve 1391 senelerinde Altınordu üzerine iki sefer düzenleyen Timur Hân, İtil ırmağının doğusuna kadar olan yerlere sâhib oldu. 1399’da Hindistan üzerine bir sefer düzenleyip, Kuzey Hindistan’ı fethetti.
İlme, âlimlere ve Allah dostlarına çok kıymet veren, onların ölüsüne, dirisine hürmet gösteren, o büyüklerin talebelerine hizmetle şereflenen Timur Hân, İslâmiyeti yıkmak, müslümanları doğru yoldan saptırmak istiyenlere karşı şiddetle muâmele elti. Yahûdî olduğunu gizleyip, kendi sapık fikirlerini İslâmiyet diye yaymağa kalkan, haram para helâl deyip, kendini tanrı îlân etme cür’etini gösteren Fadlullah-ı Hurûfî adındaki sapığı öldürttü. Oğlu Mîrânşâh’a verdiği emir üzerine, bütün hurûfî tekkeleri ortadan kaldırıldı. Hurûfî sapıklıklarının merkezi hâline gelen Esterâbâd şehrini tamâmen dağıttı. Timur Hân’ın 1393 senesinde gerçekleştirdiği bu hayırlı hareket, Ehl-i sünnet müslümanları arasında memnûniyetle karşılandı.
Sultan Yıldırım Bâyezîd’in ortadan kaldırdığı beyliklerin beyleri, Osmanlı sultânını Timur Hân’a şikâyet ettiler. Hakkında olmadık şeyler söylediler. Timur Hân’ın önünden kaçan bâzı beyler de, gelip Yıldırım Bâyezîd’e Timur’u kötülediler. Böylece iki hükümdârın arasını açtılar. Bunun üzerine Timur Hân, Anadolu’ya geldi ve Ankara yakınlarında Çubuk ovasında yapılan savaşta Osmanlı ordusunu yenerek (1402) Yıldırım Bâyezîd Hân’ı esir etti. Ona çok iyi muâmele etti. Ancak Osmanlı sultânı Yıldırım Bâyezîd Hân, hastalanarak Akşehir’de vefât etti. Timur Hân da, Anadolu’yu eski sâhiplerine havâle edip, mümtaz âlimleri yanına alarak ülkesine döndü. Otuzbeş senelik hükümdârlığı netîcesinde Çin’e ve Dehli’ye kadar bütün Asya’yı, Irak ve Suriye’yi, İzmir’e kadar Anadolu’yu aldı. Bütün hazırlıklarını yapıp, ikiyüzbin kişilik bir ordu ile Çin seferine çıktı. Otrar’a vardığı sırada hastalanıp, onsekiz gün sonra vefât etti (1405). Ölümünden haberdâr olan bir Allah dostu; “Timur öldü. îmânı da birlikte götürdü” buyurdu. Timur Hân bütün müslümanların arzu ettiği îmânla göçmek nîmetine kavuşmuştu.
İlim sâhibi olan ve âlimleri çok seven Timur Hân, fethettiği ülkelerden getirdiği âlimlere memleketinde çeşitli imkânlar sağladı ve bir çok medrese yaptırdı. Başşehri olan Semerkand’ı yeniden îmâr ederek san’at eserleri ile süsledi. Kendi yazdığı kânunlar ve tüzüklerle devletin düzenini sağladı. Kendi târihini kendi yazdı. Çağatay lehçesinde yazdığı bu eserler, daha sonraları Farsçaya ve Avrupa dillerine tercüme edildi. Timur Hân’ın âdil ve dindar, temiz bir müslüman olduğu herkes tarafından anlaşılıp öğrenildi. Ancak Osmanlı târihçileri, Yıldırım Bâyezîd Hân’la yaptığı savaştan dolayı onu haksız yere kötülemektedirler.

GÂZİ BÂYEZÎD BAHÂDIR HÂN’A !..
Timur Hân savaş öncesi Yıldırım Bâyezîd Hân’a birkaç defâ mektup yazarak, dost olmayı arzu etmişti. Timur Hân’ın, Sultan Yıldırım Bâyezîd’e gönderdiği ilk mektub şöyledir:
“Azamet ve saltanâtın nûrları her şeyin üzerine ışıldayan, ihâta ve ihsânının eserleri kâinatın her tabakasını aydınlatan Allahü teâlâya hamd olsun! Mutlak olarak en şerefli din ile gönderilen, en yüksek fazîletler ve en iyi ahlâk ile övülen Peygamberine salât ve selâm olsun! Yüksek Âline, kerîm Eshâbına ve kıyâmete kadar iyilikte onlara tâbi olanlara en iyi duâlar olsun.
Emîr-i a’zam Timur-i Gürgan’dan, Arab olmayan emirlerin en âdili, düşmanlarına çekilmiş Allah’ın kılıcı ve rahmeti, kullarından sevdiklerinin işlerini görmek için gönderilmiş Allah’ın beldelerinin koruyucusu, kullarının yardımcısı, düşmanı ve münkirleri ortadan kaldıran, gâzi ve mücâhidlerin sığınağı, müslümanların hudûdlarını kollayan, Hakk’ın, dünyânın ve dînin celâli Gâzi Bâyezîd Bahâdır Hân’a!…
Zâtı âliniz ile zâhiren bir dostluk ve ahbâblığımız, görüşmemiz hiç bir yolla müyesser olmadı. Haberciler ile mektuplar göndermek, ülfet kâideleri, dostluk akîdlerini te’kid eden hareketler olmadı. “Bize itâat uğrunda mücâhede edenlere biz, elbette bize ulaşan yollarımızı gösteririz” meâlindeki Ankebût sûresi 69. âyet-i kerîmesinin icâbı olarak, biz de doğuda kâfirlerle gazâ, bâgî ve şer tâifeleri ile cihâdla meşgûlüz. Dînin alâmetlerini yüceltmek, Peygamberlerin efendisinin dînini uzak yerlere, en ücrâ köşelere kadar yaymağa gayret ve cehd ediyoruz. Siz de batıda; sapık fırkalarla, dîne muhalif olanlarla ve hak dîni inkâr edenlerle; “Allah kendi yolunda (kısımları) birbirine kenetlenmiş bir binâ gibi saf bağlayarak çarpışanları sever” meâlindeki Saf sûresi dördüncü âyet-i kerîmesi hükmünce, güzel çalışmalar, büyük gayretler gösteriyorsunuz. Bütün gayretinizi dîne yardım etmek, İslâm’ı kuvvetlendirmek, Allah’ın dîninin kâide ve esaslarını yaymağa harcamışsınız ve bu sebeple bütün mü’minler emniyet ve huzûr içinde, rahat ve isteklerine kavuşmuş hâlde yaşamaktadırlar.
Bu güzel haberleri duymakla günden güne isteklerinize yardım edenler artmakta, maksûd ve matlûb sebepleri çoğalmakta, rahatlık ve emellere kavuşma ve emniyet içerisinde yaşama imkânları artmaktadır. Muhakkak ki, “Allah’ın İslâm nûru ile kalbine genişlik verdiği kimse, Rabbinden bir nûr, hidâyet üzeredir” meâlindeki Zümer sûresi 22. âyet-i kerîmesinde bildirilen zînetle süslenen Muhammed aleyhisselâmın dîninin mertebelerini ve İslâm dîninin esaslarını batıda; cihâd, gazâ ve harb ile yüceltmek ve; “İslâm’dan başka din arayanın dîni kabûl olunmaz” meâlindeki Âl-i İmrân sûresi 85. âyet-i kerîmesinin mânâsını kalbinde tutan her devlet sâhibi, Hak teâlâdan te’yid, tevfîk ve çeşit çeşit saâdet, yardım ve kerâmetler, iyilikler görsün. Her gün o hânedânın cemiyeti daha parlak ve o ocağın ikbâl yıldızı daha yüksek olsun. Nitekim cenâb-ı Hak, Hadîd sûresinin 29. âyet-i kerîmesinde meâlen; “Muhakkak ki, iyilik ve üstünlük Allah’ın yed-i kudretindedir. Onu dilediğine verir” buyurmuştur.
O memleketleri elinde tutana, en güzel duâların misk kokularını, güzel medhlerin temiz râyihalarını bildiren bu mukaddimeler, muhabbet ve şefkatin çokluğunu bildiren birer hediyedir. Dâima nusret bağçesinin parlaklığı sebebiyle ve; “Sâlihlerin duası kabûl olunur” haberiyle sâlih dualar dilîmizdedir. Kabûl, tevfik ve inâyet Allahü teâlâdandır.
Mükemmel bir müslümanlığın sıdk ve sadâkatinin îcâbı olarak ve bildirilen muvafık ifâde ve uygun şartlara riâyetle “Sâdıklarla olun” emrine uyarak, dostluk yollarında yürümek ve muhabbet zincirini harekete getirmek, muhakkak ki, iki tarafın da iyiliğine ve faydasınadır. “Doğru söz söyleyin ki, Allah size işlerinizi düzeltip muvaffakiyet versin” meâlindeki Ahzâb sûresi 70 ve 71. âyet-i kerîmelerine ve; “Teşebbüs et, hür olmak için” mısraına uyarak, aramızın iyi olması gerekir.
……………..
Buraya kadar yazdıklarım dostluk ve sevgimizin çokluğu sebebiyledir. Durumları siz de öğrenmiş oldunuz. İyi himmet ve gayretlerimize yardımcı olunuz. Size karşı çeşitli münâsebet ve rızâmı gözetiniz. Unutmayınız. Dâima istiyorum; öyle sebebler ve istekler çıksın ki, tarafımıza elçiler ve mektuplar gönderiniz. Hangi şekilde olursa olsun elçi ve haberci gönderip, zât-ı şerîflerinizin sıhhat haberlerini ve devlet işlerinin intizâmını bildirmekle bizleri sevindiriniz de, dostluğumuzu pekiştirsin. Daha yazmayayım. Vesselam, aleddevâm, evvelen ve âhiren.”

1) Tüzükât-ı Timur (Mustafa Rahmi Tercümesi İstanbul-1920)
2) Zafernâme (Şerâfeddîn Ali Yezd) Tahran-1917
3) Acâib-ül-makdûr fî nevâib-i Timur Târih-i Timur-i Gürgân (İbn-i Arabşâh'dan Nazmi-zâde Hüseyn Mürtezâ tercümesi); İstanbul-1860)
4) Tam İlmihâl Seâdet-i Ebediyye; sh. 677, 1076
5) Rehber Ansiklopedisi; cild-16, sh. 277
6) Âgâh-i Seyyid Emir Külâl (Mevlânâ Şihâbüddîn) Gulam Mustafa Hân neşri, Karaçi
7) Düstur'ul İnşâ (Sarı Abdullah Efendi) Süleymâniye Kütüphânesi E'ad Efendi Kısmı
8) İslam Âlimleri Ansiklopedisi; cild-13, sh. 98
9) Kamûs-ül-a’lâm; cild-3, sh. 1726
10) Introduction to The History of Science; cild-3, sh. 1467

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Şeyh Lâhık anlatır:

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, yine meyân şeyh Müzzemmile yazılmışdır. Kendinden geçmek ve kendinde ilerlemek lâzım geldiği bildirilmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası