Tabiî coğrafyası, etnoğrafik ve târihî mânâsı ile Türkistan’ın hudûdları; Güneyden Gürgan Nehri, Horasan Dağları, Kopet Dağı, Kuhî Baba, Mezdûran, Tapcak ve Ak dağları, Hindukuş sırtları, Mustag-Kuenker Sıradağları; doğudan Sucav civârında 98° 50’ kuzey paraleli ile 40° 50’ doğu meridyeni noktası, kuzeyden Cungarya ve Kazakistan’ın kuzey hudutlarını meydana getiren İrtiş Havzası ve Aral-İrtiş su ayrımı hattının kuzey yamaçları, batıdan Kuzey Ural dağı, Yayık Nehri, İdil’in denize döküldüğü yer olan Bökey Orda ve Hazar denizi ile çevrilidir. Yüzölçümü altımilyon kilometre kare civârındadır. Türkistan’ın, coğrafî özelliği yüzünden insanlık târihinin başlangıcından beri, canlı bir târihi vardır. Bölgeye ilk yerleşenlerin kimler olduğu bilinmiyorsa da, Türkistan’ın güney ve güneybatısında Kafkas kavimlerinin, Seyhun ve Ceyhun kıyıları ile Aral Gölü civârında Massageteslerin, Yedisu bölgesinde Şu kavminin ve Doğu Türkistan’da Sakaların yerleştiği zannedilmektedir. Massagatesler, Şu kavmi ile Sakaların, Türklerin ataları olduğu kabûl edilir. Türkistan M.Ö. altıncı asırdan îtibâren Arî kavminin akınlarıyla karşı karşıya kaldı. Bu kavmin Akamanışlar boyu, siyâsî nüfuzlarını kuvvetlendirerek, bölgeyi bir süre ellerinde tuttular. M.Ö. dördüncü asrın sonlarına doğru Türkistan’ın güney hudûdları Büyük İskender’in akınları ile karşı karşıya kaldı. İskender’in ölümü ile dağılan devletinden sonra, burada; Baktriane adlı bir Yunan devleti kuruldu. Türkistan’da siyâsî bakımdan ilk Türk hâkimiyeti M.Ö. üçüncü asırda Hunlar ile başlar. Mete’nin hükümdârlığı zamânında Hunlar bütün Türkistan’a hâkim oldular. Doğudan gelen baskılar devleti zayıflatınca, Çinliler yavaş yavaş Türkistan içlerine yayıldılar. M.Ö. 36 senesinde Çinlilerle yaptıkları savaşı kaybeden Hunlar, Kuzeybatıya doğru çekilmeye başladılar. Hunlardan sonra siyâsî bir birlik görülmeyen Türkistan’da daha çok Çinliler ile Arî kavimleri bir kaç asır te’sirli olmuşlardır. İran ile Çin arasındaki ticâret yolunun açılması ve Türkistan’dan geçmesi, Merv, Buhârâ, Semerkand, Fergana ve Kaşgar gibi şehirlerin, ticarî ve siyâsî bakımdan gelişmesini sağladı: Siyâsî ve iktisadî üstünlüğü kaybetmelerine rağmen Türkler, Türkistan’ın bir çok yerinde ekseriyeti meydana getiriyorlardı. Bu dönemde bölgede yaşayan Türkler arasında hıristiyanlık, Maniheizm ve Zerdüşt dinleri yayılmaya başladı. Altıncı asrın ortalarında kurulan Göktürk Devleti kısa zamanda sınırlarını Mançurya’dan İran’a kadar genişletti. Göktürkler ile Sâsânîler anlaşarak, 566 senesinde Türkistan’ın güney kısımlarını elinde tutan Akhun Devleti’ni yendiler. Daha sonra Bizans ile anlaşan Göktürkler; Sâsânîleri yenerek, Afganistan Türkistanı’nı ele geçirdiler. Göktürkler, 630 senesinde Çinlilerle yaptıkları savaşta yenilince, Türkistan’daki hâkimiyetlerini kaybettiler. Yedinci asrın başlarında Bilge Kağan yönetiminde güçlenen Göktürkler, Türkistan’nın hâkimiyetini tekrar ele geçirdiler. Fakat bu hâkimiyet uzun sürmedi. Doğuda Çinliler ve batıda bütün İran’ı ele geçiren müslümanlarla uğraşmak mecburiyetinde kaldılar. Hazret-i Ömer zamânında Ahmed bin Kays komutasındaki İslâm ordusu ile karşılaştılar. Ancak müslüman orduları, ilk defâ 673 senesinde Ubeydullah bin Ziyâd kumandasında Aşağı Türkistan’a girdi. Ubeydullah bin Ziyâd buradan getirdiği Türkleri Basra şehrine yerleştirdi. Bunu bir süre sonra Hazret-i Osman’ın oğlu Sa’îd’in Semerkand şehrini, kuşatması tâkib etti. Bundan sonra Kuteybe bin Müslim zamanına kadar Türkistan’a yapılan akınlar başarısızlıkla netîcelenmiştir. Kuteybe bin Müslim, 705 senesinde Horasan vâlisi olduktan sonra, Aşağı Türkistan’a seferler düzenleyip, bölgenin ticâret merkezi olan Baykent’i ele geçirdi. Daha sonra mâmur ve müreffeh bir şehir olan Buhârâ üzerine yürüyüp fethetti. Bunu tâkiben, Talakan, Keş, Nesef ve Faryab şehirlerini ele geçirdi. Bir süre sonra bölgenin ticâret ve kültür merkezi olan Semerkand’ı kuşattı. Yerli halkın bütün direnmelerine rağmen, ordusunda bulunan Türklerin de yardımıyla Semerkand’ı ele geçirerek, üs yaptı. Taşkend ve Fergana’yı ele geçirmek istedi. Fakat bunu başaramadan 714 yılında vefât etti. Kuteybe bin Müslim ile başlayan Türkistan fethi, daha sonra Horasan’a gönderilen diğer vâliler tarafından devâm ettirildi. Emevî halîfelerinden Süleymân bin Abdülmelik devrinde, Horasan vâlisi olan Yezid bin Mühelleb’in ilk hedefi Cürcan ve Taberistan’ı ele geçirmek oldu. Bunun için Harezm ile Cürcan arasındaki Dihistan Türkleri üzerine yürüdü. Dihistan şehrini ele geçirdikten sonra, Cürcan’ı kuşattı. Yedi aydan fazla süren kuşatmadan sonra şehri ele geçirdi. Halîfe Yezid bin Abdülmelik zamânında Horasan’a, fıtraten halim selim bir zât olan Sa’îd bin Hariz gönderildi. Bunun zamânında Türkistan üzerine sefer düzenlenmedi. Daha sonra yerine getirilen Müslim bin Sa’îd, Türklere karşı bir çok sefer düzenlediyse de bunların bir çoğunda mağlûb oldu. Bu seferler sırasında, İslâmiyet lehine çok hayırlı gelişmeler oldu. Mahallî Türk hükümdârlarının bir çoğu ve onların yakın çevreleri İslâmiyetle şereflendiler. Ayrıca İslâm dîni bölge sakinleri ve Türkler arasında sür’atle yayılmaya başladı. Türkistan’da kurulan ilk müslüman Türk devleti; Karahanlılardır. Karahanlılar’ı Gazneliler, onları Selçuklular ve Gurlular ve Harezmşâhlar tâkib ederek, bölgede hâkimiyet kurdular. Türkistan’dan giden müslüman Türklerin liderliğinde Hindistan’da Delhi Türk devletleri kuruldu. Bu devletler, asker ve âlim ihtiyâcını hep Türkistan’dan karşıladılar. Türkistan onüçüncü asrın başlarında Moğol istilâsına uğradı. Ondördüncü asrın sonlarında Moğol asıllı Müslüman Timur Hân, Türkistan’ı hâkimiyeti altına aldı. Onaltıncı asrın başlarında Timurlular Devleti’ne son veren Özbekler, Türkistan’a hâkim oldular. Özbeklerden sonra bölge küçük hanlıkların idâresine geçti. Timur Han’ın torunlarından Bâbür Şah, Batı Türkistan’dan topladığı askerlerle, önce, Afganistan’a, sonra Hindistan’a hâkim oldu. Bâbürlüler Devleti’ni kurdu. Bu devletin askerleri ve âlimleri, daha çok Türkistan’dan getirilen kimselerdi. Siyâsî, ekonomik ve askerî yönden Asya’nın en stratejik bölgelerinden olan ve asırlar boyunca hür ve müstakil yaşayan Türkistan, Rus ve Çin devletlerinin târih boyunca dikkatini çekmiş, açık veya sinsi düşmanlıklarına mâruz kalmıştır. Asya ile Avrupa arasında sâhib olduğu târihî ipek yolu, yeraltı ve yerüstü zenginlikleri yüzünden Rusya ile Çin arasında paylaşılmaz bir ülke hâlinde idi. Doğu Türkistan, 1760 senesinde Mançur-Çin imparatorluğu tarafından işgâl ve istilâ edildi. Batı Türkistan ise 1876 senesinde Rusya’nın işgâline uğradı. 1863 senesinde, Doğu Türkistan yeniden hürriyetine kavuştu. 1870 yılına doğru Yâkub Hân, merkezi Kaşgar olmak üzere, Doğu Türkistan’ın en büyük parçasında bir devlet kurdu. Bu devletin Osmanlı Devleti’ne bağlı olduğunu îlân ederek, Osmanlı pâdişâhı Abdülazîz Hân’a bî’at edip, onun adına hutbe okuttu. Osmanlı hükûmeti, bu bağlılığı kabûl etti. Ülkeye askerî mütehassıslar gönderdi. Doğu Türkistan, Yâkub Hân idâresinde 1876 senesine kadar müstakil olarak yaşadı. Ancak, Asya’da güçlü bir müslüman Türk Devleti’nin kurulmasından ve hele bunun Osmanlı Devleti ile alâkasından korkan Rusya ile Çin, işbirliği yaptılar. İngiltere’nin de işe karışmasıyla bu Türk devletini yıkmak için bütün İslâm düşmanları bir araya geldi. 1876 senesinde Yâkub Hân’ın zehirlenmesi ile Türk devletinin parçalanmasından istifâde eden Mançur-Çin İmparatorluğu, Doğu Türkistan’ı yeniden istilâ etti. İkinci istilâdan sonra, Mançur-Çin emperyalizmi Doğu Türkistan’da tam bir baskı idâresi kurdu. Sonra da Doğu Türkistan’ı Çinlileştirme (asimilasyon) hareketlerine hız verildi. Bu maksadla Doğu Türkistan adı değiştirilerek, Sinkiang adı verildi. Bunun dışında bir çok şehir ve kasaba isimleri Çince olarak değiştirildi. Çin’den yüzbinlerce göçmen getirilip, bölgeye yerleştirilerek, Türk unsuru eritilmek istendi. Türkler, Çinlilerle evlenmeye zorlandı. İslâm dîni ve Türk gelenekleri yasaklandı. Câmi ve medreseler kapatıldı, açık olanlar da devâmlı kontrol altında tutuldu. Zulüm ve işkence, Türklüğün kaybedilme çalışmaları senelerce devâm etti. Nihâyet yardım ümidini kesen Doğu Türkistan Türkleri, Çin zulmüne karşı 1931 senesinde ayaklandılar. 1933’de Doğu Türkistan’ın ekseriyetini Çin esâretinden kurtarıp merkezi Kaşgar olmak üzere, Müstakil bir Türk-İslâm devleti kurdular. Fakat Çinliler, Rusların askerî yardımı ile ayaklanmayı bastırıp, Türk devletine son verdiler. 1944’de, İli vilâyetinden başlayarak, yine Çin mezâlimine karşı başka bir ayaklanma daha meydana geldi. Kısa zamanda Torbagatay ve Altay adlı zengin ve stratejik ehemmiyete sâhib vilâyetler kurtarıldı. Merkezi İli olmak üzere yine müstakil bir, Doğu Türkistan Devleti kuruldu. Kurulan bu millî devlet, Doğu Türkistan’ı kurtarmak üzere harekete geçti ve her cephede Çinlileri mağlûbiyete uğratması ile Çinlilerin büyük bir korku ve endişeye kapılmalarına yol açtı. Bunun üzerine Çinliler yine Ruslardan yardım istediler. Rusya da baskı ve tehdidle Doğu Türkistan Devleti’ni Çin ile anlaşmaya mecbur bıraktı. 1949 senesinde komünist Çin kuvvetleri tarafından işgâl edilen Doğu Türkistan, Türk-İslâm kültüründen tamâmen koparılarak, komünist bir ülke hâline getirilmek istendi. Tam bir hâkimiyet sağlayabilmek için bölgenin târihteki yeri ve şöhretini unutturmak isteyen Çinliler, dünyâ kamuoyuna Doğu Türkistan’ı yasak bölge olarak îlân ettiler. Yakın bir zamana kadar hiç kimse Doğu Türkistan hakkında doğru bilgi alamadı. Seyâhat etme imkânı bulamadı. Fakat Doğu Türkistan’da hürriyet mücâdelesi hiç bir zaman durmadı. Hemen her sene bir kaç direniş hareketi vukû buldu. Bunların netîcesinde bâzan kısa ömürlü müstakil cumhuriyetler îlân edildi, bâzan da Çinliler tarafından korkunç katliâmlar yapıldı. 1876 senesinde Rusların hâkimiyetine giren Batı Türkistan’da da, baskı ve eziyet devâm etmiştir. Kurulan Türk devletleri Rusya’ya bağlı olarak hüküm sürdü. Ruslar, 1917 senesindeki komünist ihtilâlinden sonra, Batı Türkistan’daki yarı bağımsız devletlere karşı savaş açtılar. Bir çok Türk aydınını öldürdüler. İnsanlar, kadın-erkek, ihtiyâr-çocuk demeden kızıl kurşunlara hedef oldular. Câmi ve medreseler kapatılıp, din adamları kurşuna dizildi ve halka pek çok işkence yapıldı. Güney Türkistan, Afganistan’ın hâkimiyetinde iken, 1979 senesinden beri Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği’nin Afganistan’ı işgâli ile aynı âkıbete uğradı. Fakat mücâhid halkın direnişi sâyesinde on yıla yakın süren işgâl son buldu. Târih boyunca bölgede çok önemli din ve fen âlimleri yetişmiştir. İmâm-ı Buhârî, Hakîm-i Tirmizî, Muhammed bin Selâm el-Bîkendî, Abdullah bin Muhammed el-Müsnedî, Muhammed bin Yûsuf el-Bîkendî, İbrâhim bin el-Eş’as, İmâm-ı Muhammed Şeybânî, Yûsuf-i Hemedânî, Abdülhâlık-ı Goncdüvânî, Şâh-ı Nakşibend Behâeddîn Muhammed bin Muhammed Buhârî, Seyyid Emîr Külâl, Mahmûd Buhârî, Kâdı Semerkandî, İbn-i Sînâ (tıb âlimi), Fârâbî (filozof), Bîrûnî (matematik âlimi), Harezmî (cebir ilminin kurucusu), Merginânî (İslâm astronomisinin kurucusu) ve Uluğ Bey (astronomi âlimi) bunlardan bâzılarıdır. Yine İslâmiyetin kabûlü ile bölgede pek çok eser yazılmıştır. Türk Edebiyâtında ilk İslâmî eser olan Kutadgu Bilig Kaşgar’da yazıldığı gibi, bunu müşterek orta Asya Türkçesi ile verilen eserler tâkib etmiştir. Ortaya çıkan yeni kültür merkezlerinde pek çok eserler verilmişir. Kutadgu Bilig’i tâkiben, Atabetü’l-Hakâyık, Yesevî’nin şiirlerinin toplandığı Dîvân-ı Hikmet bunların başında gelmektedir. Harezm’de Ali’nin yazdığı Yûsuf ve Zelîha, Rabgûzî’nin Kısâs’ul-enbiyâ’sı, Şeyh Şerîf Hoca’nın Muînü’l-Mürîd’i, Harezmî’nin Mahabbetnâme’si, Hucendî’nin Letâifnâme’si, Seyf-i Sarayî’nin Gülistan Tercümesi ile, bunları müteâkib Timurlular, Bâbürlüler ve Şeybânîler devrinde yazılan pek çok eser bölgedeki kültür faâliyetlerini canlı tutmuştur. Hele onyedinci asır sonları ile onsekizinci asır başlarında yaşayan Sûfî Allahyâr’ın Türkçe şiirleri bölgeye ayrı bir canlılık getirmiştir. Gerçekten bu tekke şâirinin başta Sebâtü’l-Âcizîn adlı eseri ve şiirleri dillerden düşmeyerek, bugün bile İslâmî Sünnî akîdenin devâmında mühim rol oynamaya devâm etmektedir (Bkz. Sûfî Allahyâr). Türkistan müslüman bir bölgedir. Müslüman olan Türkistan’ın nüfûsunun % 94’ü de Ehl-i sünnet îtikâdına ve Hanefî mezhebine mensuptur. Her ne kadar İslâmiyet, Sovyet ve Çin rejimi tarafından kaldırılmaya çalışılmakta ise de, bölge halkı inancına sıkı sıkıya, tâviz vermez bir şekilde bağlıdır. Bu bağlılıkta en etkili unsur, halk arasında ötedenberi yaygın olan; Ahmed-i Yesevî ve Şâh-ı Nakşibend Behâeddîn-i Buhârî gibi İslâm büyüklerinin yollarının tâkib edilmesinin olduğu, batılı müsteşrikler tarafından ifâde edilmektedir. Hâli hâzırda bölgede mevcut câmi adedi bilinmemektedir. Rusya’da ve Çin’de komünistler iktidâra gelince, Türkistan’da ondörtbin câmi ve mescidi yıkıp, tahrib etmişlerdir. Bölgede bulunan kütüphânelerdeki binlerce Kur’ân-ı kerîm ve hadîs kitapları başta olmak üzere, bütün dînî eserleri toplayıp yakmışlar ve sokaklarda ayaklar altında çiğnemişlerdir. Bununla da kalmayarak, halkın elindeki dînî, millî ve târihî kitapları toplayıp imhâ etmişlerdir. Hattâ elindeki kitapları teslim etmek istemeyen binlerce müslüman, hunharca şehîd edilmiştir. Fakat bu zulümler, müslümanları yıldırmamış, düşmana karşı daha da bilenmelerine yol açmıştır. Ele geçirilebilen İslâm kitapları, halk tarafından ezberlenmiş, İslâmı yaşama azmi hiç bir zaman kaybolmamıştır. Bilhassa Rusların Afganistan işgâlinde başarılı olamamaları, müslümanlarda, Rus askerini yenmenin zor olmadığı kanâatini uyandırmış ve hürriyet mücâdelesine şuurlu bir şekilde yeniden başlanmıştır. Türkistan topraklarında içi kor ile dolu yanardağın sessizliği hüküm sürmektedir. İstiklâl mücâdelesinin pek yakında yeniden başlayacağı tahmin edilmektedir.
1) Târih-i Taberî; cild-4, sh. 168 2) Yâkûbî Târihi; cild-2, sh. 296 3) El-Bidâye ven-nihâye; cild-9, sh. 167 4) İbn-ül-Esîr; cild-5, sh. 166 5) Türkistan’da Müslüman olan ilk Hükümdârları (Prof. Dr. Zekeriyâ Kitabcı, İstanbul-1988); sh. 15 vd. 6) Bugünkü Türk ili Türkistan ve Yakın Târihi; sh. 86 vd. 7) Rehber Ansiklopedisi; cild-17, sh. 81 8) Kâmûs-ül a’lâm; cild-3, sh. 1642 9) Türk Dünyâsı El Kitâbı 10) Türk Dili Târihi; 2. cild 11) Uluğ Türkistân Fâciası (Mûsa Türkistânî, Medîne-i münevvere-1981); cild-1, 2 12) Türkistan Târihi (Hamdullah Tarım, İstanbul-1983) 13) Edvâ’ ala Târih-i Turan Türkistan (Seyyid Abdülmü’min Seyyid Ekrem, Mekke-i Mükerreme-1399)
Yabancı Dil
İngilizce Dini Bilgiler
Arapça Dini Bilgiler
Almanca Dini Bilgiler
Fransızca Dini Bilgiler
İspanyolca Dini Bilgiler
Rusça Dini Bilgiler
Farsça Dini Bilgiler
Özbekçe Dini Bilgiler
Türkmence Dini Bilgiler
Urduca Dini Bilgiler
Arnavutça Dini Bilgiler
Boşnakça Dini Bilgiler
Azerice Dini Bilgiler
Bulgarca Dini Bilgiler