hakdin.net
22 Cemaziye'l-Ahir 1435
23 Nisan 2014 Çarşamba
10:1
19 Temmuz 2010 Pazartesi
Okunma Sayısı: 4926
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

İSLAM TARİHİ

Türkiye Selçukluları

Oğuz Türklerinin Üçoklu Kınık Boyu’na mensub Selçuklu hükümdâr ailesinden Süleymân Şâh tarafından Anadolu’da kurulan bir devlet.

Malazgird zaferiyle Anadolu kapılarını Türklere açan mücâhid Sultan Muhammed Alb Arslan, muhârebeye katılan kumandan ve Türkmen reislerine Anadolu’yu Türkleştirme ve İslâmlaştırma vazifesini verdi. Bunlardan Bizanslıları üst üste mağlûb eden Artuk Bey, Artuklular; Ebü’l-Kâsım Saltuk Bey, Saltuklular; Mengücük Ahmed Gâzî, Mengücükler ve Melik Dânişmend Ahmed Gâzî, Dânişmendliler beyliklerini kurdular.

Kutalmışoğlu Süleymân Şâh, Selçuk Bey’in oğlu Arslan Yabgu’nun torunu olup, Anadolu’daki fetih harekâtından sonra Antakya’dan Anadolu’ya girmişti. 1074 (H.467) senesinde Konya ve havâlisini mahallî Rum despotlarından alarak, fetihlere devâmla İznik önlerine geldi. 1075 (H.468) senesinde İznik’i fethederek, emrindeki kuvvetlerin merkezi yaptı. Böylece Türkiye Selçuklu Devleti’nin temeli atılmış oldu. Devletin kurulma târihinin 1075, 1077, 1078, hatta 1081 olduğu da rivâyet edilir. Süleymân Şâh, Bizans’ın merkezî ve mahallî tekfurlukları arasındaki çekişmelerden faydalanarak, bölgede hâkimiyetini kuvvetlendirdi. İznik’te yeni bir Türk devletinin kurulması, Anadolu’ya gelen Türkmenlerin birleşmesini te’min edip, doğudaki müslüman Türklerin büyük topluluklar hâlinde bölgeye gelmelerine sebeb oldu. Bölgede Türk nüfûsunun artarak devletin kuvvetlenmesiyle; Bizans’ın kötü idâresi, bitmek bilmeyen iç harbler ve isyânlar sebebiyle perişan olan yerli halk da, Süleymân Şâh’ın idâresinde huzûr ve sükûna kavuştu. Bu sâyede Türkiye Selçuklu Devleti sağlam bir temele oturdu. Küfür karanlığından, İslâm nûrunun aydınlığında hürriyet ve adâlete kavuşan yerli halk, kısa zamanda seve seve müslüman oldu. Çeşitli gâyelerle bölgeye gelen Türkmenleri emrinde birleştiren Kutalmışoğlu Süleymân Şâh, Anadolu’da birlik ve hâkimiyetini kuvvetlendirmek, Fırat boylarında ve Kilikya taraflarında toplanmaya çalışan Ermeni grublarına mâni olmak için harekete geçti. 1082 senesinde Çukurova’ya giden Süleymân Şâh; Adana, Tarsus ve Misis dâhil bütün bölgeyi zabtetti. Ermenilerin zulmünden şikâyetçi olan Antakya hıristiyanları, şehri teslim ettiler. Süleymân Şâh’ın 1084 senesinde Antakya’yı ülke topraklarına katmasıyla, Türkiye Selçukluları’nın sınırları Boğazlardan Sûriye’ye kadar uzandı. Haleb’i muhâsara ettiği sırada, Şam melîki Tutuş ile arası açıldı. Onunla yaptığı muhârebede mağlûb oldu ve savaş meydanında vefât etti. Oğulları, Selçuklu sultânı Melikşâh’ın yanına gönderildi (Bkz. Süleymân Şah).

Süleymân Şâh’ın İznik’te vekil bıraktığı Ebü’l-Kâsım, yeni kurulmakta olan Türkiye Selçuklu Devleti’ni dağılmaktan kurtardı. Bizans’a karşı cihâda devâm etti. Bizanslılar, Türklerle başa çıkamayacaklarını anlayınca, Ebü’l-Kâsım ile sulh andlaşması imzaladılar. Sultan Melikşâh, Türkiye Selçukluları’nı itâati altına almak istediyse de 1092 senesinde vefât edince, bu teşebbüsü netîcesiz kaldı. Aynı sene Süleymân Şâh’ın oğlu Kılıç Arşlan, Melikşâh’ın vefâtı üzerine serbest kalarak İznik’e gitti. İznik’te merâsimle karşılanıp, Türkiye Selçuklu tahtına çıkarıldı.

Birinci Kılıç Arslan tahta çıkar çıkmaz, devleti yeniden teşkilâtlandırdı. İznik’i mâmur bir hâle getirdi. İçte otoriteyi sağladıktan sonra hemen gazâ ve akınlara başladı. Marmara sâhillerine yerleşmeye uğraşan Bizanslıları bu bölgeden çıkardı. Batıyı emniyete aldıktan sonra doğuya yöneldi ve 1096 senesinde Malatya’yı kuşattı. Ortadoks Ermeni Gabriel’in zulmünden bıkan yerli halk, şehri Kılıç Arslan’a teslim etmek istiyordu. Fakat bu sırada haçlıların Batı Anadolu’ya girmesi üzerine, Kılıç Arslan muhâsarayı kaldırıp sür’atle geri döndü.
Bizans’ın talebi, papanın teşviki ve doğunun zenginliklerini işiten imparator, derebey, kral ve şövalyelerin asker toplamasıyla haçlı ordusu kurulmuştu. Türklerin hâkimiyeti altında bulunan İslâm topraklarına ilk haçlı seferi 1096-1099 seneleri arasında yapıldı. Birinci Kılıç Arslan, Haçlıları vur-kaç taktiği ile imhâ etti. İznik elden çıktığı için Konya’yı pâyitaht yaptı. Bizans imparatoru ile andlaşma imzaladıktan sonra doğu fetihlerine başladı. 1103 senesinde Malatya’yı ele geçirdi. Daha sonra Musul’u da topraklarına kattı. Emir Çavlı, Artukoğlu İIgâzi ve Sûriye meliki Rıdvan’ın kuvvetleri ile Habur nehri kenarında yaptığı muhârebede yenilerek nehre düşüp boğuldu. (Bkz. Kılıç Arslan l.) Kılıç Arslan’ın büyük oğlu olan Musul vâlisi Şehinşâh, Emir Çavlı tarafından esir alınarak İsfehan’a götürüldü.

Kılıç Arslan’ın vefâtı ve oğlunun esâreti, Türkiye Selçuklularını çok sarstı. Düşmanları bunu fırsat bilerek ülke topraklarına saldırdılar. Bizanslılar, Batı Anadolu sâhillerini işgâle başladılar. Bu durum karşısında Türkler, İç Anadolu’ya doğru çekilmek zorunda kaldılar. Göç esnâsında Bizanslıların taarruzlarına mâruz kaldılar. Bu taarruzlarda kadın çocuk gözetmeden katledildiler. Kundaktaki bebekleri, analarından alıp kaynar kazanlara attılar. Katliâmdan kurtulanlar felâketi anlatıp, yardım taleb ettiler. Esâretten kurtulan Şehinşâh, 1110 senesinde Konya’ya gelerek tahta geçti. Şehinşâh’ın ve Kayseri emîri Hasan Bey’in büyük gayretlerine rağmen, Bizanslılar’ın zulmünden kaçan Batı Anadolu’daki Türklerin, Orta Anadolu yaylalarına çekilmesi durdurulamadı.

1116 senesinde Dânişmendliler, Sultan Şehinşâh’ı tahttan indirip, Şehzâde Mes’ûd’u sultan îlân ettiler. Sultan Mes’ûd, Dânişmendli tahakkümünden kurtulmaya, Bizanslıları Anadolu’dan atmaya ve birliği sağlamaya çalıştı. 1182 senesinde Batı seferine çıktı. Bu seferden sonra da doğuya seferler düzenledi. Bizanslılar, Türklerin Batı Anadolu’da ilerlemelerini durdurmak için İmparator Manuel komutasında bir orduyla Konya üzerine yürüdüler. Akşehir’deki Selçuklu kuvvetlerini bozguna uğratıp, Konya’ya doğru ilerledikleri sırada Sultan Mes’ûd, doğu seferini yarıda keserek Konya’ya dönmek için yola çıktı. Bizanslılar, Konya havâlisinde çok tahribât ve katliâm yaptılar. Bu sırada Mes’ûd’un oğlu Kılıç Arslan, katliâm ve tahribâtı durdurmak için Aksaray’da bir ordu hazırlayarak, Konya önündeki Bizans ordusunun karşısına çıktı. Bizans ordusunu pusu ve taarruzlarla 1145 senesinde ağır bir mağlûbiyete uğrattı. Haçlıların barbarlıklarını iyi bilen İmparator Manuel, ikinci haçlı seferinin başlaması üzerine Sultan Mes’ûd’la andlaşma yaptı.

İkinci haçlı seferine katılan haçlı askerleri, Türk mücâhidlerinin kılıçları önünde duramadı. Selçuklu ordusu, haçlılar karşısında büyük başarılar elde etti. Bu zaferler, buhrânı ve gerilemeyi durdurdu. İstikrar ve yükselme devrini başlattı. Türkiye Selçuklu Devleti, Sultan Mes’ûd’un basîretli siyâseti, sabırlı mücâdelesiyle yok olmaktan kurtarıldı. Halka, adâletle muâmele etmesi sebebiyle hıristiyanların bir çoğu, Bizans yerine Türk idâresine bağlandı. Bir çok eser inşâ ettiren Sultan Mes’ûd, kırk yıl saltanatta kaldıktan sonra 1115 senesinde vefât etti. Yerine oğlu İkinci Kılıç Arslan tahta çıktı. İkinci Kılıç Arslan babasının yolunda giderek, büyük hamleler yaptı. Anadolu’nun siyâsî birliğini kurmaya, ekonomik ve kültürel yükselişini sağlamaya çalıştı.

İkinci Kılıç Arslan önce iç mes’eleler ile uğraştı. Bizans imparatoru ile andlaşmayı yeniledi. Doğu seferine çıkarak devletin hudutlarını Fırat nehrine kadar genişletti. Selçuklu sultânının, bütün düşmanlarını yenerek güçlenmesi, Bizans imparatoru Manuel’i endişelendirdi. Batı Anadolu’daki Türkmen akın ve fetihlerini bahâne ederek bir ordu hazırladı ve Konya üzerine yürüdü. Kılıç Arslan’ın andlaşmayı yenileme teklifini kabûl etmedi. Bunun üzerine İkinci Kılıç Arslan, ordusunu hazırlayarak Akşehir’i geçti. İki ordu, Eğridir gölünün kuzeyinde bulunan dar ve sarp Miryakefalon (Düzbel/Karamukbeli) mevkiinde 1176 senesi Eylül ayında karşılaştı. Bizans ordusu çember içine alınarak imhâ edildi. Bu mağlûbiyetle, Bizanslıların Malazgird’den beri taşıdıkları Anadolu’yu kurtarma ümidleri kırıldı. Anadolu’yu hâlâ kendi vilâyetleri gibi görme fikirleri yıkıldı (Bkz. Karamukbeli Meydan Muhârebesi). Kılıç Arslan, akıncılarını, Batı Anadolu’nun fethi ile vazifelendirdi. 1182 senesinde Uluborlu, Kütahya ve Eskişehir havâlileri fethedildi. Denizli ve Antalya muhâsara edildi. Dânişmend arâzisi ve Çukurova zabtedildi.
Kazanılan zafer ve muvaffakiyetler ile siyâsî birlik ve hudud emniyeti sağlandı. İktisâdî ve kültürel yükselme başladı. Bir süre sonra Kılıç Arslan, mücâdeleyle geçen uzun saltanat senelerindeki yorgunluğu ve ihtiyarlığını mâzeret gösterip istirâhate çekildi. Sâhib olduğu toprakların idâresini onbir oğlu arasında taksim etti. Kendisi Konya’da büyük sultan olarak kaldı. Oğullarının her biri bir vilâyette idâreyi ele aldılar. Bu sırada Selâhaddîn Eyyûbî’nin Kudüs’ü zabt etmesi üçüncü haçlı seferinin başlamasına sebeb oldu. Anadolu’dan geçmeye çalışan kalabalık haçlı ordusu, Şehzâdelerin mukavemetiyle karşılaştılar. Yaptıkları çete harbleriyle haçlı ordusuna büyük zâyiat verdirdiler. Fakat çok kalabalık olan haçlıların bir kısmı Filistin’e ulaştı (Bkz. Haçlı Seferleri).

İkinci Kılıç Arslan 1192 senesinde oğlu Gıyâseddîn Keyhüsrev’in yanında Konya’da vefât etti (Bkz. Kılıç Arslan II). Gıyâseddîn Keyhüsrev babasının yerine sultan oldu. Fakat kardeşler arasında saltanat mücâdelesi başladı. Tokat meliki Rükneddîn Süleymân Şah, 1196 senesinde Konya’yı zabtetti. İhtiyatlı hareket ederek, saltanat mücâdelesinin dışında kalıp, zamanla diğer kardeşlerinin hepsini itâat altına aldı. Birliği sağlayıp kuvvetlendi. Bizans’ı tekrar senelik vergiye bağladı. İç mücâdelelerden faydalanarak hudud tecâvüzlerine başlayan Ermenileri cezalandırdı. Gürcüler, Saltuklular’ın zayıflamasından istifâde ederek, Erzurum’a kadar gelince, doğu seferine çıktı. 1201 senesinde Saltuklu Devleti’ne son verdi. Artuklular ve Mengücükler’den aldığı yardımla Erzurum’dan Gürcistan üzerine sefere çıktı. Sarıkamış yakınlarında Gürcü-Kıpçak ordusunun baskınına uğradı ve mağlûb oldu. Tekrar Gürcistan seferine çıktıysa da yolda hastalanarak 6 Temmuz 1204 târihinde vefât etti. Konya’da Künbedhâne’ye defnedildi. Yerine oğlu Üçüncü Kılıç Arslan geçti. Fakat çok geçmeden Gıyâseddîn Keyhüsrev, Türkmen beylerinin dâvetiyle küçük yaştaki yeğeni Kılıç Arslan’ın yerine, tekrar Türkiye Selçukluları sultânı oldu.

Gıyâseddîn Keyhüsrev, devletin hudutlarını emniyete almak için Bizanslılar ve Ermeniler ile mücâdele etti. Dördüncü haçlı seferiyle (1204) İstanbul, Lâtinlerin hâkimiyetine geçti. Bizans hânedânı Anadolu’ya kaçıp İznik ve Trabzon’da iki devlet kurdu. Bizanslılar, Karadeniz sahillerine yerleşerek ticâret yolunu kapattılar. Gıyâseddîn Keyhüsrev ticâret yolunu açmak için 1206 senesinde sefere çıktı. Bizanslıları bu bölgeden atarak, Karadeniz yolunu açtı. Ertesi sene Akdeniz sahillerine inerek Antalya’yı fethetti. Bu sırada akıncı beyleri Batı Anadolu’da bir çok yerleri aldılar. Bu fetihler İznik Bizanslılarını telaşlandırdı. Bizans ordusu ile 1211 senesinde Alaşehir’de yapılan muhârebede Selçuklu ordusu büyük zafer kazandı. Muhârebe bittikten sonra Gıyâseddîn Keyhüsrev, meydanı dolaşırken bir düşman askeri tarafından şehîd edildi. Yerine oğlu İzzeddîn Keykâvus geçti.

İzzeddîn Keykâvus saltanatının ilk yıllarında taht mücâdelesini hâlletti. İktisâdî mes’elelere önem verdi. Kuzey ticâretini emniyete almak için Karadeniz sâhillerine sefere çıktı. Askerî zaferlerin yanında memleket kalkınmasına, ilim ve san’atın yükselmesine de çalıştı. Sivas’ta muazzam bir Dâr-üş-şifâ (hastahâne) inşâ ettirdi. Dâr-üş-şifâ’nın bekâsı için vakfiyeler bıraktı. Memleketin îmârına ve kültür faâliyetlerine önem verdi. Kervansaray, câmi ve medreseler inşâ ettirdi. Verem hastalığına yakalanan İzzeddîn Keykâvus 1220 senesinde Viranşehir’de vefât etti. Sivas’ta inşâ ettirdiği Dâr-üş-şifâ’nın yanındaki türbesine defnolundu. Yerine kardeşi Alâüddîn Keykubâd geçti.

Sultan Alâüddîn Keykubâd zamanı, Türkiye Selçukluları’nın en kudretli, en müreffeh ve en parlak devri olarak geçti. Anadolu’nun emniyeti için başta Konya, Kayseri ve Sivas olmak üzere şehirleri surlarla tahkim ettirdi. Moğol tehlikesine karşı hudutlarda tedbir aldı. Bu işleri sırasında fetihlere de devâm etti. Askerî ve ticarî ehemmiyeti büyük olan Kolonoras kalesini muhâsara altına aldı. 1221 senesinde kaleyi fethetti. Buraya, Sultan’ın ismine nisbetle Alâiye denildi. Moğol tehlikesine karşı tahkim ve askerî tedbirler yanında diplomatik yola da başvurdu. Moğol Ögedey Kaan’a elçi gönderip sulh yaptı. Alâüddîn Keykubâd, saltanatı zamânında Türkiye Selçuklu Devleti’ni Moğol istilâ ve zulmünden korudu. Alâüddîn Keykubâd, 1 Haziran 1237 târihinde Kayseri’de vefât etti. Yerine İzzeddîn Kılıç Arslan’ı veliahd tâyin etmesine rağmen büyük oğlu Gıyâseddîn Keyhüsrev tahta geçti (Bkz. Alâüddîn Keykubâd).
İkinci Gıyâseddîn Keyhüsrev’in ilk yılları saltanat kavgalarıyla geçti. Bu sırada Moğol zulmünden kaçan göçebe Türkmenler, doğu tarafından Anadoluya girdiler ve çeşitli bölgelerde iskan edildiler. Bid’at bilmeyen hâlis müslüman Türklerin safiyetinden ve çeşitli sıkıntıları olan kesif göçebe nüfusdan faydalanmak isteyen kötü kimseler türedi. Peygamberlik iddiâsı ile ortaya çıkan Baba İshak, göçebelere yeni bir devir müjdeliyerek bâzı câhil Türkmenleri etrâfında topladı (Bkz. Babaîlik). Babaîler adıyla tanınan bu Türkmenler, isyân ederek, bir çok beldeyi tahrip ettiler. 1240 senesinde Kırşehir’in Malya ovasında yapılan savaş sonunda Babaîler mağlûb edilerek isyân bastırıldı.

Anadolu’da Babaî isyânından hemen sonra Moğol istilâsı başladı. Sultan İkinci Gıyâseddîn Keyhüsrev Moğol istilâsını durdurmak için harekete geçti. Sivas’ın doğusundaki Kösedağ mevkiinde Moğolları karşıladı. Moğollar, Selçuklu öncü kuvvetlerini bir manevra ile perişan edince, ordu geri çekildi (Bkz. Kösedağ Savaşı). Geri çekilme ile 1243 senesi Temmuz ayında bozgun başladı. Moğollar Kayseri’ye kadar geldiler. Müstahkem Kayseri şehri şiddetli hücûmlar netîcesinde teslim oldu. Moğollar, Kayseri’de büyük katliâm ve yağma yaptılar. Moğol komutanı Baycu Noyan, senelik vergi karşılığında andlaşmaya râzı edildi.
Kösedağ felâketi, Türkiye Selçukluları’nı zayıflatıp, sonunu getirdi. 1246’da vefât eden İkinci Gıyâseddîn Keyhüsrev’den sonra iktidâra gelen Selçuklu sultanları fazla varlık gösteremediler. Anadolu’yu işgâl eden Moğolların elinde bir oyuncak hâline geldiler. 1308 senesine kadar sözde sultanların ve şehzâdelerin birbirleriyle mücâdeleleri, devlet adamları ve beylerin ihtiras ve tahrikleri, sûikastler, Moğollara karşı isyânlar, Bizans’a ilticâlar, iktisadî çöküntü ve suistimaller, ülkeyi ve ahâlisini perişan etti.

Bu devrede, Seyfeddîn Torumtay, Cacaoğlu Alâaddîn, Hüsâmeddîn Baycar ve diğer ileri gelen beyler, makam hırsıyla kardeş kavgalarını körüklediler. Selçukluları büsbütün sindirmek isteyen Moğollar da zulme devâm ettiler. 1259 senesinde Kızılırmak hudud olmak üzere devletin ikiye ayrılması, 1262’de Karamanlıların isyân ederek Konya üzerine yürümeleri, 1276’da Moğollara karşı Hatıroğlu isyânı, 1277’de Mısır Memlûklü sultânı Baybars’ın Hatıroğlu’nu desteklemek için Anadolu’ya girip, Kayseriye kadar gelmesi ve Karamanoğlu Mehmed Bey’in 1277’de Konya’yı işgâl ederek Selçuklu soyundan olduğunu söyleyen Cimri’yi sultan îlân etmesi gibi çeşitli siyâsî ve ictimâî hâdiseler meydana geldi.

Türkiye Selçuklularının çöküşü başlayınca, Moğol zorbalığının önüne geçmek için yer yer mücâdeleler görüldü. Çökmekte olan devletin yıkıntıları üzerinde çeşitli Oğuz boyları, Türkmen beyleri ve kumandanları beylik kurmaya başladılar. Karamanoğulları Beyliği (takrîben: 1256-1483), Antalya ve civârında Tekeoğulları (takriben 1300-1426), Isparta ve Burdur civârında Hamidoğulları (takrîben; onüçüncü yüzyıl sonları-1391), Muğla ve Fethiye civârında Menteşeoğulları (1300-1425), Denizli’de İnançoğulları (1277-1368), Aydın ve Alaşehir civârında Aydınoğulları (1300-1403), Manisa, Foça, ve civârında Saruhanlılar (1300-1410), Kütahya ve civârında Germiyanoğulları (1300-1429), Balıkesir ve Edremit arasında Karasioğulları (1300-1336), Afyonkarahisar, Akşehir arasında Sâhib Atâoğulları (1275-1341), Kastamonu ve İnebolu arasında Candaroğulları (1292-1461), Sinop ve civârında Pervâneoğulları (1277-1300), Maraş, Malatya ve civârında Dulkadiroğulları (1339-1526), 
Adana ve havâlisinde Ramazanoğulları (1378-1608) beylikleri kuruldu.

Bu beyliklerden, Bizans hududunda kurulan Osmanlı Beyliği, Batı hıristiyan âlemine karşı açık fütuhat cephesi ile diğerlerinden farklı stratejik mevkide bulunması sebebiyle o istikâmette sür’atle genişleme imkânı buldu. Diğer beylikler arasında sıkışmış kalmış olan beyliklerin reislerini yerine göre dostlukla, yerine göre baskı yaparak bütün Anadolu’yu kendi idâresinde topladı. Yirminci yüzyılın ilk çeyreğine kadar üç kıt’aya hâkim oldu.
Türkiye Selçukluları’nı Oğuzların Üç Oklar kolunun Kınık Boyu’na mensup Selçuklular kurup idâre ettiler. Devlet teşkilâtı sağlam bir esâsa sâhipti. Türkiye Selçukluları; Karahanlı, Büyük Selçuklu ve Abbâsîlerin yanında diğer Türk ve İslâm devletlerinin teşkîlâtlarından da geniş ölçüde faydalandılar. Bunları mükemmel bir şekilde kendi bünyelerine uydurdular. Sultanlar, devletin idâresinde hissedilen ihtiyaçlara göre teşkilâtlarını genişlettiler ve zaman zaman da yenileme yollarına gittiler. Devletin, hânedân âzâları arasında taksim edilmesinin; bölünmeye ve saltanat mücâdelesine sebeb olduğu görüldü. İkinci Kılıç Arslan’dan sonra merkeziyetçilik geliştirildi.

Devlet, önceki Türk hâkimiyetlerinde olduğu gibi hânedânın müşterek mes’ûliyeti altında idi. Devleti idâre eden hükümdârın ise, hânedân mensubu olması şarttı. İsimleri Türkçe ve İslâmî idi. Ayrıca halîfe ve âlimler tarafından künye ve lakablar verilirdi. Tahta yeni çıkan sultanlar, halîfeye hükümdârlıklarını tasdik ettirirler, adlarına para bastırır ve hutbe okuturlardı. Muhârebelerde veya herhangi bir gezide hâkimiyet alâmeti olarak sultanların başları üstünde atlastan veya altın işlemeli kadifeden yapılmış bir cetr (şemsiye) tutulur, dâima yanında hazır bulunan kös, sultanın kapısında günde beş defâ növbet çalardı. Vilâyetlerdeki meliklerin günde üç növbet çaldırma hakları vardı. Sultanlar, haftanın muayyen günlerinde devlet erkânını ve emirleri, huzûruna kabûl eder ve onların gürüşlerini alırlardı. Sultan; iktâların tevzii, kâdıların (hâkim) tâyini, devlete bağlı beylik ve sultanların başına geçenlerin tâyinini tasdik eder, hükümete karşı işlenen cürümlerle meşgûl yüksek mahkemeye de başkanlık ederdi. Devletin mutlak sûretle idâresi, birinci derecede sultana âit olmakla birlikte, bizzat kendisi, mevcûd kânunlara uyardı. Sultan, adâlet mekanizmasının sıhhatli olması için, haftada iki gün halkın derdini dinlerdi.

Sultanlar sarayda otururdu. Sarayda; hâcib, cübdâr, silahdâr, emîr-i alem, câmedâr, şarabdâr (meşrubatçı), taşdâr veya âbdâr, emîr-i çeşnigîr, emîr-i ahur, vekîl-i hass, serheng-nedim, muhasip vazife yapardı. Bunlar, sultânın en emniyetli adamları arasından seçilir ve bu vazifelilerden her birinin emrinde askerî kıt’alar bulunurdu.

Ordu; Gûlâmân-ı saray, hassa ordusu, hânedâna mensûb meliklerin kuvvetleri, Türkmen kuvvetleri, tâbi kuvvetler, ücretli askerler ve donanmadan müteşekkildi. Ordunun ve idârenin esâsını, mahallinde çiftçilerin ödediği vergilerle beslenen Türk iktâ askerleri teşkil ederdi. Orduda dînî vazifeleri görmek ve gâzâ rûhunu canlı tutmak maksadıyla âlim, derviş ve mutasavvıflar bulunurdu. Silâh olarak, ok, yay, kılıç, kargı, çomak, gürz, mızrak, topuz, nacak, mancınık, merdiven, seyyar kule kullanılırdı. Ordudaki birlikler muhtelif bayrak, tuğ ve alem taşırlardı.

Türkiye Selçukluları’nda şer’î dâvalara her şehirde bulunan kâdılar bakardı. Konya’da oturan baş kâdıya Kâdı’l-kudât denirdi. Bu kâdılar, tereke, hayrat işleri ve vakıfların idâresine bakarlardı. Selçuklularda örfî dâvalara bakan mahkemeler de bulunurdu. Bu mahkemeler, âsâyiş, devlet emirlerine itâatsizlik ve siyâsî suçlar gibi dâvalara bakardı. Bu örfî mahkemelerin başında emîr-i dâd bulunurdu. Kâdıların verdikleri hükme müdâhale edilemezdi. Ancak yanlış verilen bir hüküm olursa, diğer kâdılar tarafından altı imzalanarak sultâna arz edilirdi. Kâdıların yüksek medrese tahsîli görmüş, İslâm ahlâkıyla ahlâklanmış olması şarttı. Müftîler, Hanefî mezhebine göre fetvâ verirlerdi. Ehl-i sünnet îtikâdında olan halkın çoğu Hanefî, bir kısmı Şafiî ve pek azı da diğer iki hak mezhebden idi.
Türkiye Selçukluları sultanları kültür ve medeniyet hizmeti için ilme ve âlimlere kıymet verdiler. Bir ilim ocağı olan medreselerde eğitim ve öğretim ücretsizdi. Vakıf gelirleri, onların geçimini te’min ederdi. Medreselerde İslâm ilimlerinden; ilm-i tefsîr, ilm-i üsûl-i hadîs, ilm-i hadîs, ilm-i usûl-i kelâm, ilm-i kelâm, ilm-i usûl-i fıkıh, ilm-i fıkıh, ilm-i tasavvuf yanında, matematik, astronomi, tıb ve felsefe gibi fen bilgileri de öğretilirdi. Umumiyetle, medresenin yanında dâr-üş-şifâ denilen hastahâne, câmi, kütüphane, zâviye, kervansaray, imâret de bulunurdu. Bunlar da birer, ilim ve irfân yuvasıydı. İslâm ülkelerinden bir çok âlim, Anadolu’daki ilim yuvalarına gelip ders verdiler. Başta sultan olmak üzere devlet adamlarından ve ahâliden iyi muâmele gördüler. Türkiye Selçuklu Devleti’ni, ilim ve irfân yuvası hâline getiren kıymetli İslâm âlimlerinin arasında; Şihâbüddîn-i Sühreverdî, Necmeddîn-i Râzî, Şeyh-i Ekber Muhyiddîn-i Arabî, Ahmed Fakîh, Mevlânâ Celâleddîn, Muhammed Rûmî, Hacı Bektaş-ı Velî, Sadreddîn-i Konevî, Safiyyeddîn Muhammed Urmevî, Sirâcüddîn Mahmûd Urmevî, İzzeddîn Urmevî, Celâleddîn Habîb, Sa’deddîn-i Ferganî, Fahreddîn Irakî, Kâdı Burhâneddîn, Kutbeddîn-i Şîrâzî, Ahî Evren, Evhadüddîn Ebû Hâmid Kirmânî, Şems-i Tebrîzî, Muhammed Behâüddîn Veled, Seyyid Burhânedddîn, Muhakkik Tirmizî, Şeyh Hüsâmeddîn Çelebi, Mevlânâ Muhyiddîn Kayserî, Şeyh Edebâlî, İbn-i Türkmânî, İbrâhim-i Hemedânî, Cemâleddîn-i Aksarâyî gibi devrin en seçkin âlimleri vardı.

Âlimlerin ders verip, eser yazdıkları müesseselerin en meşhûrları şunlardır: Konya’da; Karatay Medresesi, Atabekiyye Medresesi, Akşehir Medresesi, İnce Minâre Dâr-ul-huffâzı, Sırçalı Medrese, Altunaba Medresesi, Dâr-üş-şifâ-ı Alâî, Kayseri’de; Sâhibiyye Medresesi, Sirâceddîn Medresesi, Şifâiyye Gıyâsiyye Medresesi, Hunat Hâtûn Medresesi, Aksaray’da Zinciriyye Medresesi, Sivas’ta; Dâr-üş-şifâ, Gök Medrese, Çifte Minâre Medresesi, Burûciye Medresesi, Erzurum’da; Yâkutiye Medresesi, Çifte Minâre Medresesi.

Türkiye Selçuklularının yaptıkları medreseler, dâr-üş-şifâlar, câmi, mescid, zâviye, kervansaray, han, türbe, kale ve köprülerden bir çoğu hâlâ ihtişam ve zerâfetlerini koruyan, gıbtayla bakılan şaheserlerdir.

Anadolu’da Türkmenler, Türkçe konuşup, sözlü ve yazılı edebiyât eserleri meydana getirdiler. Dînî ve bâzı edebî eserlerde Arabca ve Farsça kullanılırdı. Halkın büyük çoğunluğu Türkçe konuşurdu. Daha sonraları Türkçe, edebiyât dili hâlini aldı. Ahmed Fakîh, Hoca Dehhânî, Hoca Mes’ûd, Yûnus Emre, Türkçe şiirler söyleyip yazdılar. Yûnus Emre, şiirdeki büyük kudreti ve tasavvuf aşkı ile Türkçe’nin en güzel, en iyi örneklerini verdi. Göçebeler arasında Oğuznâme ve Dede Korkud destanları ile gâziler arasında çok rağbet bulan Dânişmendnâme ve Battalnâme bu devirde sözlü edebiyâttan yazılı edebiyâta intikâl etti. Celâleddîn-i Rûmî ve oğlu Sultan Veled, insanlara doğru yolu gösteren ve nasîhat veren eserlerini Farsça yanında Türkçe ile de yazdılar.

Türkiye Selçukluları, Anadolu’yu müslüman ve gayr-i müslim kavimler arasında bir köprü hâline getirdiler. Dünyâ ticâret yollarını açıp, tedbirler aldılar. Ticarî münâsebetleri zorlaştıran engelleri kaldırıp, ülkenin birçok yerinde kervansaraylar yaptırdılar. Yolcuların buralarda, hayvanları ile birlikte üç gün ücretsiz kalma ve yemek yeme hakları yardı. Buralara gelen, müslim ve gayr-i müslim, zengin-fakir, hür-köle bütün misâfirlere aynı yemek verilmesi ve eşit muâmele yapılması esastı. Kervansaraylar ve hanlar bir külliye hâlinde olup, hepsinin câmisi ve kütüphanesi vardı.

Türkiye Selçukluları devrinde, iktisâdî ve ticârî hayâtın gelişmesiyle meslekî birlikler ortaya çıktı. Bu birliklerin başında bulunan kişilere Ahî denilmesinden dolayı, bu teşkilât Anadolu’da Ahîlik olarak isimlendirildi (Bkz. Ahîlik).

ADÂLET ÖNÜNDE SULTAN İLE VATANDAŞ AYNI İDİ ...
Tevârih-i Âli Selçuk adlı Selçuknâme’de şöyle kayıtlıdır: “Türkiye Selçukluları sultanları Pazartesi ve Perşembe günleri mutlaka oruç tutup, adliyede hazır bulunurlardı. İşte o iki gün sabahtan ikindi vaktine kadar, haksızlığa uğramış insanlara hak ve adâlet te’min ederlerdi. Şerîate âit mes’eleleri kâdıya, hukukî mes’eleleri yâni divânî ve örfî olanları hâkime havâle ederler, resmî muâmelelerle ahâlî işlerini de salâhiyetli me’murlara yaptırırlardı. Sultan senede bir kere mahkemede kâdının huzûrunda hazır bulunurdu. Eğer sultan hakkında birisi dâvâcı olursa, kâdının huzûrunda o dâvâcı ile aynı hizâda dururdu. Kâdı, her neye hükmederse, kânun hükümleri gereğince derhal infâz edilirdi. İslâm dîninin şan ve şerefine hürmeten sultana sıradan bir vatandaş muâmelesi yapılır, o vaziyette hürmet ve riâyet gösterilmezdi.

ÂLEME HUZÛR VERDİLER !..
Büyük tasavvuf âlimi Necmeddîn Râzî, Selçuklular hakkında şöyle buyurmuştur: “Müslümanlar emniyet, âsâyiş ve huzûru, Selçuklu hânedânının mübârek sancağı gölgesinde buldular. Bu dindar sultanlar zamânında yapılan medreseler, hânkâhlar, zâviyeler, ribâtlar, kervansaraylar, hastahâneler, köprüler ve başka hayır müesseseleri, hiç bir devirde bu kadar vücûda getirilmemiş; âlimlere, zâhidlere ve halka gösterilen himâye ve şefkat, girişilen gazâlar ve kazanılan zaferler hiç bir zamanda vukû bulmamıştır. Bu husus o kadar malumdur ki, tafsilâta lüzum yoktur. Zîrâ Türkistan, Fergana, Mâverâünnehr, Harezm, Horasan, Gur ve Afganistan, İran, Irak, Diyar-ı Bekir, Sûriye ve Anadolu toprakları onların eserleri ile doludur. Müslümanlar bu mübârek hânedâna duâ ve senâ ile meşgûldürler.”

1) El-Evâmir-ül-Alâiyye fil-umûr-il Alâiyye
2) Düvel-i İslâmiyye; sh. 216
3) Pre Ottoman Turkey; sh.371
4) Âşıkpaşa-zâde târihi; sh. 59
5) TOEM; sene-14, sh. 65
6) Subuh-ul-a’şâ; cild-4, sh. 39
7) Hammer Târihi; cild-1, sh. 166
8) Rıhletü İbn-i Battûta; sh. 284

İSLAM TARİHİ

Abaka Hân

İSLAM TARİHİ

Abbâsîler

İSLAM TARİHİ

Abdâliye Devleti

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Mübârek

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Sebe

İSLAM TARİHİ

Abdullah Bin Tâhir

İSLAM TARİHİ

Abdullah Hân

İSLAM TARİHİ

Abdulvâdiler

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân I

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân II

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân III

İSLAM TARİHİ

Abdurrahmân Sûfî

İSLAM TARİHİ

Abdülhak-ı Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Açe Devleti

İSLAM TARİHİ

Adâlet

İSLAM TARİHİ

Âdilşâhlar

İSLAM TARİHİ

Adliye

İSLAM TARİHİ

Ağlebîler Devleti

İSLAM TARİHİ

Ahî Evren

İSLAM TARİHİ

Ahidnâme

İSLAM TARİHİ

Ahîlik

İSLAM TARİHİ

Ahlâk

İSLAM TARİHİ

Ahlatşâhlar

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Hanbel

İSLAM TARİHİ

Ahmed Bin Tûlûn

İSLAM TARİHİ

Ahmed Mirzâ Sultan

İSLAM TARİHİ

Ahmed Rıfâî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Şâh Dürrânî

İSLAM TARİHİ

Ahmed Yesevî

İSLAM TARİHİ

Ahmed-i Bedevî

İSLAM TARİHİ

Ahnef Bin Kays

İSLAM TARİHİ

Aile

İSLAM TARİHİ

Akabe Bî’atları

İSLAM TARİHİ

Akka Müdâfaası

İSLAM TARİHİ

Akkoyunlular

İSLAM TARİHİ

Alâiye Beyliği

İSLAM TARİHİ

Alâüddevle Semnânî

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Ali Sâbir

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn Keykubâd

İSLAM TARİHİ

Alâüddîn-i Attâr

İSLAM TARİHİ

Alb Arslan

İSLAM TARİHİ

Âlemgîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Alevî

İSLAM TARİHİ

Ali (R.Anh)

İSLAM TARİHİ

Ali Nakî Hâdî

İSLAM TARİHİ

Ali Râmîtenî

İSLAM TARİHİ

Ali Rızâ

İSLAM TARİHİ

Ali Şîr Nevâî

İSLAM TARİHİ

Altınordu Devleti

İSLAM TARİHİ

Âmil

İSLAM TARİHİ

Ammâr

İSLAM TARİHİ

Amr Bin Âs (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Anadolu Beylikleri

İSLAM TARİHİ

Arablar

İSLAM TARİHİ

Ârazi

İSLAM TARİHİ

Ârif-i Rivegerî

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Artukoğulları

İSLAM TARİHİ

Âsım Bîn Sâbit

İSLAM TARİHİ

Âşir

İSLAM TARİHİ

Atabegler (Atabeyler)

İSLAM TARİHİ

Babaîlik

İSLAM TARİHİ

Bâbek

İSLAM TARİHİ

Bâbür Şâh

İSLAM TARİHİ

Bâbürlüler

İSLAM TARİHİ

Bağdâd

İSLAM TARİHİ

Bâğî

İSLAM TARİHİ

Bâkıllânî

İSLAM TARİHİ

Bâkî Billah

İSLAM TARİHİ

Bâtınîlik

İSLAM TARİHİ

Batrûcî

İSLAM TARİHİ

Battal Gâzi (Seyyid)

İSLAM TARİHİ

Baybars

İSLAM TARİHİ

Bâyezîd-i Bistâmî

İSLAM TARİHİ

Baykara

İSLAM TARİHİ

Bayram

İSLAM TARİHİ

Bedr Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Begteginler

İSLAM TARİHİ

Behâeddîn Âmilî

İSLAM TARİHİ

Behâîlik

İSLAM TARİHİ

Behâüddîn Veled

İSLAM TARİHİ

Behlül Dânâ

İSLAM TARİHİ

Behmenîler

İSLAM TARİHİ

Bekrî

İSLAM TARİHİ

Belâzûrî

İSLAM TARİHİ

Belek Bey

İSLAM TARİHİ

Bengal Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Ahmer Devleti

İSLAM TARİHİ

Benî Kaynuka

İSLAM TARİHİ

Benî Kureyzâ

İSLAM TARİHİ

Benî Nâdir

İSLAM TARİHİ

Berîd

İSLAM TARİHİ

Berkyaruk

İSLAM TARİHİ

Bermekîler

İSLAM TARİHİ

Bettânî

İSLAM TARİHİ

Beytülmâl

İSLAM TARİHİ

Bî’at-ı Rıdvân

İSLAM TARİHİ

Bilâl-i Habeşî

İSLAM TARİHİ

Bîmâristan

İSLAM TARİHİ

Bîrûnî

İSLAM TARİHİ

Bişr-i Hafî

İSLAM TARİHİ

Böriler

İSLAM TARİHİ

Buhârî

İSLAM TARİHİ

Büveyhîler

İSLAM TARİHİ

Büyük Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Mezhebi

İSLAM TARİHİ

Ca’fer-i Sâdık

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Eflah

İSLAM TARİHİ

Câbir Bin Hayyân

İSLAM TARİHİ

Câhız

İSLAM TARİHİ

Câhiliyye Devri

İSLAM TARİHİ

Câmi

İSLAM TARİHİ

Câriye

İSLAM TARİHİ

Cebriyye

İSLAM TARİHİ

Celâleddîn-i Rûmî

İSLAM TARİHİ

Celâyirliler

İSLAM TARİHİ

Celdekî

İSLAM TARİHİ

Celûlâ Zaferi

İSLAM TARİHİ

Cengiz Hân

İSLAM TARİHİ

Cezerî

İSLAM TARİHİ

Cizye

İSLAM TARİHİ

Cüneyd-i Bağdâdî

İSLAM TARİHİ

Çağatay Hân

İSLAM TARİHİ

Çağrı Bey

İSLAM TARİHİ

Çaka Bey

İSLAM TARİHİ

Çobanoğulları

İSLAM TARİHİ

Dandanakan Zaferi

İSLAM TARİHİ

Danışmendliler

İSLAM TARİHİ

Dârimî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Antâkî

İSLAM TARİHİ

Dâvûd-i Tâî

İSLAM TARİHİ

Dede Korkud

İSLAM TARİHİ

Dehriyye

İSLAM TARİHİ

Demîrî

İSLAM TARİHİ

Derviş Muhammed

İSLAM TARİHİ

Dilmaçoğulları

İSLAM TARİHİ

Dîneverî

İSLAM TARİHİ

Dîvân

İSLAM TARİHİ

Doğu Türkistan

İSLAM TARİHİ

Dost Muhammed Hân

İSLAM TARİHİ

Dulkadiroğulları

İSLAM TARİHİ

Dürrânîler

İSLAM TARİHİ

Ebced

İSLAM TARİHİ

Ebdâl

İSLAM TARİHİ

Ebû Ali Fârmedî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr Râzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Bekr-i Şiblî

İSLAM TARİHİ

Ebû Cehl

İSLAM TARİHİ

Ebû Dücâne (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Hâmid Gırnatî

İSLAM TARİHİ

Ebû Hureyre (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû İshak Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Ebû Kâmil Şuca’

İSLAM TARİHİ

Ebû Leheb

İSLAM TARİHİ

Ebû Lübâbe (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ebû Ma’şer Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Midyen Magribî

İSLAM TARİHİ

Ebû Sehl Kûhî

İSLAM TARİHİ

Ebû Tâlib

İSLAM TARİHİ

Ebû Yûsuf

İSLAM TARİHİ

Ebû Zeyd Belhî

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Abbâs Seffah

İSLAM TARİHİ

Ebü’l-Fidâ

İSLAM TARİHİ

Ebüdderdâ (r.anh)

İSLAM TARİHİ

Ecnadeyn Zaferi

İSLAM TARİHİ

Edib Ahmed Yüknekî

İSLAM TARİHİ

Edille-i Şer’iyye

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Beyt

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Suffa

İSLAM TARİHİ

Ehl-i Sünnet

İSLAM TARİHİ

Hayber’in Fethi

İSLAM TARİHİ

Hayr-Ün-Nessâc

İSLAM TARİHİ

Hazîne

İSLAM TARİHİ

Hâzinî

İSLAM TARİHİ

Hemmâm Bin Münebbih

İSLAM TARİHİ

Hendek Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Hicret

İSLAM TARİHİ

Hisbe

İSLAM TARİHİ

Hitâbet Ve Hutbe

İSLAM TARİHİ

Hive Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hoca Dehhânî

İSLAM TARİHİ

Hokand Hânlığı

İSLAM TARİHİ

Hûcendî

İSLAM TARİHİ

Hucvîrî

İSLAM TARİHİ

Hudeybiye Andlaşması

İSLAM TARİHİ

Huneyn Bin İshak

İSLAM TARİHİ

Hülâgu

İSLAM TARİHİ

Hüseyn Baykara

İSLAM TARİHİ

Hüsrev Dehlevî

İSLAM TARİHİ

Ihşidîler

İSLAM TARİHİ

Irak Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Irâkî

İSLAM TARİHİ

İbâdiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Adîm

İSLAM TARİHİ

İbn-i Arabî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bacce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Battûta

İSLAM TARİHİ

İbn-i Baytâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bennâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Bîbî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cemâa

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cevzî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cezzâr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Cübeyr

İSLAM TARİHİ

İbn-i Düreyhim

İSLAM TARİHİ

İbn-i Ebî Usaybia

İSLAM TARİHİ

İbn-i Fadlân

İSLAM TARİHİ

İbn-i Firnâs

İSLAM TARİHİ

İbn-i Haldûn

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hâtime

İSLAM TARİHİ

İbn-i Havkal

İSLAM TARİHİ

İbn-i Hazm

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Heysem

İSLAM TARİHİ

İbn-İ İshâk

İSLAM TARİHİ

İbn-i İyas

İSLAM TARİHİ

İbn-i Kunfûz

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâce

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mâcid

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mecdî

İSLAM TARİHİ

İbn-i Miskeveyh

İSLAM TARİHİ

İbn-i Mülka

İSLAM TARİHİ

İbn-i Münzir

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nefis

İSLAM TARİHİ

İbn-i Nübâte

İSLAM TARİHİ

İbn-i Rüşd

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sa’d

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sebe

İSLAM TARİHİ

İbn-i Sînâ

İSLAM TARİHİ

İbn-i Şâtır

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tagriberdî

İSLAM TARİHİ

İbn-İ Teymiyye

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tufeyl

İSLAM TARİHİ

İbn-i Tûlûn

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Esîr

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

İbn-Ül-Verdî

İSLAM TARİHİ

Kur’ân-I Kerîm

İSLAM TARİHİ

Kurtuba Câmii

İSLAM TARİHİ

Kuşeyrî

İSLAM TARİHİ

Kutatgu Bilik

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Aybek

İSLAM TARİHİ

Kutbüddîn Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Kuteybe Bin Müslim

İSLAM TARİHİ

Kutta-i Tarîk

İSLAM TARİHİ

Küttâb

İSLAM TARİHİ

Kütüb-i Sitte

İSLAM TARİHİ

Kütüphâne

İSLAM TARİHİ

Lûdîler

İSLAM TARİHİ

Luristan Atabegliği

İSLAM TARİHİ

Ma’rûf-i Kerhî

İSLAM TARİHİ

Macritî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd Gaznevî

İSLAM TARİHİ

Mahmûd İncirfagnevî

İSLAM TARİHİ

Malazgird Savaşı

İSLAM TARİHİ

Mâlik Bin Enes

İSLAM TARİHİ

Mansûr

İSLAM TARİHİ

Mâturîdî

İSLAM TARİHİ

Me’mûn

İSLAM TARİHİ

Medeniyet

İSLAM TARİHİ

Medîne-i Münevvere

İSLAM TARİHİ

Medrese

İSLAM TARİHİ

Mehdî (Halîfe)

İSLAM TARİHİ

Mehdî Aleyhirrahme

İSLAM TARİHİ

Mekke-i Mükerreme

İSLAM TARİHİ

Melikşâh

İSLAM TARİHİ

Memlûkler

İSLAM TARİHİ

Mengücükler

İSLAM TARİHİ

Merînîler

İSLAM TARİHİ

Mervânîler

İSLAM TARİHİ

Mescid

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Aksâ

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Dırâr

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Harâm

İSLAM TARİHİ

Mescid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mevlânâ

İSLAM TARİHİ

Mevlid-i Nebî

İSLAM TARİHİ

Mezheb

İSLAM TARİHİ

Mi’râc

İSLAM TARİHİ

Mîrâs

İSLAM TARİHİ

Moğollar

İSLAM TARİHİ

Molla Câmî

İSLAM TARİHİ

Mu’izziler

İSLAM TARİHİ

Mu’tezile

İSLAM TARİHİ

Muhammed Aleyhisselâm

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkır

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bâkî-Billah

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bedevânî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Bin Mûsâ

İSLAM TARİHİ

Muhammed Cevâd Takî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Hanefiyye

İSLAM TARİHİ

Muhammed Mehdî

İSLAM TARİHİ

Muhammed Tapar

İSLAM TARİHİ

Muhammed Zâhid

İSLAM TARİHİ

Muhyiddîn Mağribî

İSLAM TARİHİ

Murâbıtlar

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Bin Nusayr

İSLAM TARİHİ

Mûsâ Kâzım

İSLAM TARİHİ

Mu'tasım

İSLAM TARİHİ

Mûte Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Muvahhidler

İSLAM TARİHİ

Muzafferîler

İSLAM TARİHİ

Mücâhid Bin Cebr

İSLAM TARİHİ

Müctehid

İSLAM TARİHİ

Müderris

İSLAM TARİHİ

Müşebbihe

İSLAM TARİHİ

Nadr Bin Şümeyl

İSLAM TARİHİ

Nâgûri

İSLAM TARİHİ

Nâiblik

İSLAM TARİHİ

Nâsirîler

İSLAM TARİHİ

Nasîruddîn Tûsî

İSLAM TARİHİ

Nasreddîn Hoca

İSLAM TARİHİ

Necmeddîn-i Kübrâ

İSLAM TARİHİ

Nesâî

İSLAM TARİHİ

Nesevî

İSLAM TARİHİ

Nevevî

İSLAM TARİHİ

Nihâvend Savaşı

İSLAM TARİHİ

Nizâmşâhlar

İSLAM TARİHİ

Nizâmüddîn Evliyâ

İSLAM TARİHİ

Nizâm-Ül-Mülk

İSLAM TARİHİ

Nûreddin Zengî

İSLAM TARİHİ

Oğuzlar

İSLAM TARİHİ

Oniki İmâm

İSLAM TARİHİ

Ordu

İSLAM TARİHİ

Ömer Bin Abdülazîz

İSLAM TARİHİ

Ömer Hayyam

İSLAM TARİHİ

Örf Ve Adet

İSLAM TARİHİ

Öşür

İSLAM TARİHİ

Para

İSLAM TARİHİ

Pazar

İSLAM TARİHİ

Pervâneoğulları

İSLAM TARİHİ

Rabguzî

İSLAM TARİHİ

Râbi’a-i Adviyye

İSLAM TARİHİ

Râfızîlik

İSLAM TARİHİ

Ramazanoğulları

İSLAM TARİHİ

Rasadhâne

İSLAM TARİHİ

Râzî

İSLAM TARİHİ

Resûlî

İSLAM TARİHİ

Resûlîler

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Tabîb

İSLAM TARİHİ

Reşîdüddîn Vatvât

İSLAM TARİHİ

Reyhâne (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Ribât

İSLAM TARİHİ

Rukayye (r.anhâ)

İSLAM TARİHİ

Rüstemîler

İSLAM TARİHİ

Sa’dî-i Şîrâzî

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Cübeyr

İSLAM TARİHİ

Sa’îd Bin Müseyyib

İSLAM TARİHİ

Sâbit Bin Kurre

İSLAM TARİHİ

Sadreddîn-i Konevî

İSLAM TARİHİ

Safevîler

İSLAM TARİHİ

Saffârîler

İSLAM TARİHİ

Sâhib Ataoğulları

İSLAM TARİHİ

Salgurlular

İSLAM TARİHİ

Saltuklular

İSLAM TARİHİ

Sâmânîler

İSLAM TARİHİ

Sarrâflık

İSLAM TARİHİ

Saruhanoğulları

İSLAM TARİHİ

Selâhaddîn-i Safdî

İSLAM TARİHİ

Selçuklular

İSLAM TARİHİ

Selîm Cihangîr Şâh

İSLAM TARİHİ

Senâî

İSLAM TARİHİ

Sencer

İSLAM TARİHİ

Serahsî

İSLAM TARİHİ

Seyfeddîn-i Fârûkî

İSLAM TARİHİ

Seyyid Emir Külâl

İSLAM TARİHİ

Seyyidet Nefise

İSLAM TARİHİ

Seyyidler

İSLAM TARİHİ

Sıffîn Vak’ası

İSLAM TARİHİ

Sîbeveyh

İSLAM TARİHİ

Sökmenliler

İSLAM TARİHİ

Sûfî Allahyâr

İSLAM TARİHİ

Sugûr Ve Avâsım

İSLAM TARİHİ

Sultan

İSLAM TARİHİ

Suriye Selçukluları

İSLAM TARİHİ

Süfyân Bin Uyeyne

İSLAM TARİHİ

Süfyân-ı Sevrî

İSLAM TARİHİ

Süleyhîler

İSLAM TARİHİ

Sünnet

İSLAM TARİHİ

Süyûtî

İSLAM TARİHİ

Şâh İsmâil

İSLAM TARİHİ

Şakîk-i Belhî

İSLAM TARİHİ

Şâzilî

İSLAM TARİHİ

Şeddâdîler

İSLAM TARİHİ

Şehîdlik

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Dımaşkî

İSLAM TARİHİ

Şemseddîn Halîlî

İSLAM TARİHİ

Şems-i Tebrîzî

İSLAM TARİHİ

Şia

İSLAM TARİHİ

Şûra

İSLAM TARİHİ

Taberânî

İSLAM TARİHİ

Taberî

İSLAM TARİHİ

Tâbiîn

İSLAM TARİHİ

Tâceddînoğulları

İSLAM TARİHİ

Tâcüddîn Sübkî

İSLAM TARİHİ

Taç Mahâl

İSLAM TARİHİ

Tâhirîler

İSLAM TARİHİ

Takvim

İSLAM TARİHİ

Târık Bin Ziyâd

İSLAM TARİHİ

Tarîkat

İSLAM TARİHİ

Tasavvuf

İSLAM TARİHİ

Tavâif-i Mülûk

İSLAM TARİHİ

Tebük Gazvesi

İSLAM TARİHİ

Tefsîr

İSLAM TARİHİ

Teftâzânî

İSLAM TARİHİ

Tekke Ve Zâviye

İSLAM TARİHİ

Timur Hân

İSLAM TARİHİ

Timurlular

İSLAM TARİHİ

Tirmizî

İSLAM TARİHİ

Toprak Hukûku

İSLAM TARİHİ

Tuğrul Bey

İSLAM TARİHİ

Tûlûnoğulları

İSLAM TARİHİ

Türk Edebiyâtı

İSLAM TARİHİ

Türkistan

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Türkler

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah Hân

İSLAM TARİHİ

Ubeydullah-ı Ahrâr

İSLAM TARİHİ

Uhud Gazâsı

İSLAM TARİHİ

Ukbe Bin Nâfi’

İSLAM TARİHİ

Uluğ Bey

İSLAM TARİHİ

Vâiz-i Kâşifî

İSLAM TARİHİ

Vakıf

İSLAM TARİHİ

Vâli

İSLAM TARİHİ

Vedâ Haccı

İSLAM TARİHİ

Veysel Karânî

İSLAM TARİHİ

Vezir

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-i Çerhî

İSLAM TARİHİ

Ya’kûb-İi Çerhî

İSLAM TARİHİ

Yahyâ Bermekî

İSLAM TARİHİ

Yâkût Hamevî

İSLAM TARİHİ

Yezîd

İSLAM TARİHİ

Yezîdîler

İSLAM TARİHİ

Yûnus Emre

İSLAM TARİHİ

Yûsuf Has Hâcib

İSLAM TARİHİ

Yûsuf-i Hemedânî

İSLAM TARİHİ

Zehebî

İSLAM TARİHİ

Zehrâvî

İSLAM TARİHİ

Zekât

İSLAM TARİHİ

Zemahşerî

İSLAM TARİHİ

Zemzem

İSLAM TARİHİ

Zengîler

İSLAM TARİHİ

Zeydîler

İSLAM TARİHİ

Zeynelâbidîn

İSLAM TARİHİ

Ziyârîler

İSLAM TARİHİ

Zünnûn-i Mısrî
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Ebû Ali Fârmedî hazretleri şöyle anlatmıştır:

GÜNÜN HADİSİ

Din kitaplarında, (Şu on kısımdır, dokuzu şundadır) gibi ifadeler geçiyor. Onda dokuzu ne demektir?

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, Perkene şehri kâdîlarına yazılmışdır. Baş sağlığı dilemekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası