Resulullah efendimizin şefaati Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki: (Allahü teâlâ, şefaat edene ve şefaat edilene izin vermedikçe, hiç kimse şefaat edemez. Kalblerindeki müthiş korku giderilince, [şefaat bekleyenler, şefaat edenlere] “Rabbiniz şefaat hakkında ne buyurdu?” diye soracaklar. Onlar [şefaat edenler] ise, “Hak olanı buyurdu [şefaate izin verdi]” diyecekler.) [Sebe 23]Sual: Şefaatin hak olduğunu kabul etmeyen bir tek Ehl-i sünnet âlimi var mıdır?
CEVAP
Bütün Ehl-i sünnet âlimleri, ittifakla, hepsi şefaati kabul etmişlerdir. Sadece nakilden çok akla tâbi olan Mutezile denilen sapık bir fırka ve Vehhabiler şefaati inkâr etmiştir.
Yeni türedi bazı yazarlar da Peygamber efendimize düşmanlık ederek,
“Kur'anı getirmekle onun vazifesi bitmiştir. Kimseye faydası olmaz,
şefaat edemez” diyorlar. Onun, âlemlere rahmet olarak geldiğini kabul
etmiyorlar, Mutezileye, Vehhabilere inanıyorlar da, şefaatin hak
olduğunu bildiren âyet ve hadisleri inkâr ediyorlar.
Halbuki Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]
(Allah ve Resulüne itaat eden, en büyük kurtuluşa ermiştir.) [Ahzab 71]
(Peygamberin verdiğini alın, yasak ettiğinden sakının!) [Haşr 7]
(De ki; “Bana uyun ki, Allah da sizi sevsin!”) [Al-i İmran 31]
{Bu âyet-i kerime gelince, münafıklar, “Muhammed kendisine tapılmasını
istiyor” dediler. [Şimdiki mezhepsizler de, “Peygamber, Allah’tan üstün
tutuluyor” diyorlar.] Bunun üzerine aşağıdaki âyet-i kerime inmiştir. (Şifa-i şerif)}
(De ki; “Allah’a ve Peygambere itaat edin! [İtaat etmeyip] yüz çeviren [kâfir olur] Elbette Allahü teâlâ kâfirleri sevmez.) [Al-i İmran 32]
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Allahü teâlâ, şefaat edene ve şefaat edilene izin vermedikçe, hiç kimse şefaat edemez. Kalblerindeki müthiş korku giderilince, [şefaat bekleyenler, şefaat edenlere] “Rabbiniz şefaat hakkında ne buyurdu?” diye soracaklar. Onlar [şefaat edenler] ise, “Hak olanı buyurdu [şefaate izin verdi]” diyecekler.) [Sebe 23]
(O gün, kimse şefaat edemez. Ancak Rahman olan Allah’ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığı kimse şefaat eder.) [Taha 109]
(Rahman olan Allah’ın nezdinde söz ve izin alanlardan başkası şefaat edemez.) [Meryem 87]
(Allah’ı bırakıp da, taptığı putlar şefaat edemez. Ancak hak dine inanıp ona şahitlik eden kimseler şefaat eder.) [Zuhruf 86]
(Onlar, Onun [Allah’ın] rızasına kavuşmuş olandan başkasına şefaat etmezler.) [Enbiya 28]
(Sadece Allah’ın dilediği ve razı olduğu kimselere şefaat etmesi için izin verilen, göklerde nice melekler vardır.) [Necm 26]
(Allah’ın izni olmadan kim şefaat edebilir?) [Bekara 255]
(Allah’ın izni olmadan hiç kimse şefaatçi olamaz.) [Yunus 3]
(Bütün şefaatler Allah’ın iznine bağlıdır.) [Zümer 44]
Bu âyet-i kerimelerde görüldüğü gibi, şefaat yetkisine sahip olanlar,
(Peygamberler, âlimler, şehidler gibi) ancak Allahü teâlânın izni ile
şefaat edeceklerdir.
Yukarıdaki âyet-i kerimelerde, Allah’ın izni olmadan kimsenin şefaat
edemiyeceği açıkça bildirilmektedir. Ancak Allah’ın izin verdiklerinin
bundan müstesna oldukları, yani ancak Allah’ın izni ile şefaat
edecekleri bildirilmiştir.
Kimler şefaate kavuşur?
Kâfirlere şefaatçi olmadığını ve putların şefaat edemiyeceğini
gösteren âyetleri vehhabiler müslümanlara yüklemeye çalışıyorlar,
Peygamberler de şefaat edemez diyorlar. Şefaate sadece iman ehli
kavuşacak, kâfirler şefaatten mahrum kalacaklardır.
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(Artık şefaat edicilerin [Peygamberlerin, meleklerin, salihlerin, şehidlerin] şefaati, onlara [kâfirlere] fayda vermez.) [Müddesir 48]
(O gün zalimler [kâfirler] için, müşfik bir dost, sözü dinlenecek şefaatçi de yoktur.) [Mümin 18]
(Kâfir için dost ve şefaatçi yok) demek, (Müminler için dost ve şefaatçi var) demektir.
Mesela Mümin suresinin 7, 8 ve 9.âyet-i kerimelerinde, meleklerin
müminler için dua ettiği bildirilmektedir. Meleklerin duası elbette
kabul olur.
(Kitabın haber verdiği sonuçtan başka bir şey mi bekliyorlar? Haber
verilenler ortaya çıktığı gün, önce onu unutmuş olanlar, “Rabbimizin
Peygamberleri elbette bize gerçeği getirmişti, şimdi bize şefaat etsin,
yahut geriye çevrilsek [dünyaya tekrar gitsek] de
işlediklerimizin başka türlüsünü işlesek” derler. Doğrusu kendilerini
mahvetmişlerdir, uydurdukları şeyler [putlar] onları koyup
kaçmışlardır.) [Araf 53]
(Orada putlarıyla çekişerek derler ki: “Vallahi biz apaçık bir
sapıklıkta idik; çünkü biz sizi âlemlerin Rabbine eşit tutmuştuk; bizi
saptıranlar ancak suçlulardır; şimdi şefaatçimiz, yakın bir dostumuz
yoktur; keşke geriye bir dönüşümüz olsa da, inananlardan olsak.) [Şuara 96-102]
(Allah'a koştukları) ortaklarından kendilerine hiçbir şefaatçi çıkmayacaktır. Zaten onlar, ortaklarını da inkâr edeceklerdir.) [Rum 13]
(Ondan başka ilahlar mı edineyim? O Rahman olan Allah, eğer bana bir
zarar dilerse putların şefaati bana hiçbir fayda vermez, beni
kurtaramaz.) [Yasin 23]
Yukarıdaki âyetler, kâfirlere putların şefaat edemiyeceğini
göstermektedir. Bu âyetleri ileri sürerek, (Müslümanlara Peygamberler,
melekler, âlimler, evliya, şehidler, Kur’an-ı kerim şefaat edemez)
diyerek cahilce iftira ediyorlar.
Kur’anı insanlara açıkla
Eşsiz mucize olan Kur’an-ı kerime uyabilmek için, Kur’anın
muhatabı olan Peygamber efendimize uymak ve şerefli sözlerini [hadis-i
şeriflerini] kabul etmek lazımdır. Allahü teâlâ, Resulüne Kur’anın
açıklamasını, hüküm koymasını emredip, iman, itaat ve Kelime-i şehadette
de Resulünü kendisiyle birlikte bildiriyor:
(Kur’anı insanlara açıklayasın diye sana indirdik.) [Nahl 44]
(İhtilaflı şeyleri insanlara açıklayasın ve iman eden bir kavme de hidayet ve rahmet olsun diye bu Kitabı sana indirdik.) [Nahl 64]
(İhtilaflı bir işin hükmünü Allah’tan [Kur’andan] ve Resulünden [Sünnetten] anlayın!) [Nisa 59]
(Aralarındaki anlaşmazlıkta seni hakem tayin edip, verdiğin hükmü tereddütsüz kabullenmedikçe, iman etmiş olmazlar.) [Nisa 65]
(Allah ve Resulü, bir işte hüküm verince, artık inanmış kadın ve erkeğe, o işi kendi isteğine göre, tercih, seçme hakkı kalmaz.) [Ahzab 36]
(Allah’a ve ümmi nebi olan Resulüne iman edin!) [Araf 158]
(Allah’a ve Resulüne itaat edin!) [Enfal 20]
(Allah’a ve Resulüne inanmayan [kâfir olur] kâfirler için de çılgın bir ateş hazırladık.) [Feth 13]
(Size kitabı, hikmeti getiren ve bilmediklerinizi öğreten bir Resul gönderdik.) [Bekara 151]
(Yalnız Kur’an) diyenler kesinlikle Kur’an-ı kerime
inanmıyorlar. İslamiyet’i yıkmak için inanmış gibi görünüyorlar.
Bunların, Kur’an ve Sünneti kabul etmedikleri için kâfir olduklarını
âyetlerle bildirdik. Bu konudaki hadis-i şerifler de şöyledir:
(Cebrail aleyhisselam, Kur’an ile beraber açıklaması olan sünneti de getirmiştir.) [Darimi]
(Bana Kur’anın misli kadar daha hüküm verildi.) [İ. Ahmed]
(Yalnız Kur’andaki helal ve haramı kabul edin diyenler çıkar. İyi bilin,
Peygamberin haram kılması, Allah’ın haram kılması gibidir.) [Tirmizi, Darimi]
(Bana uyan Cennete girer, bana isyan eden ise giremez.) [Buhari]
(Bir zaman gelir “Kur’andan başka şey tanımam” diyenler çıkar) [Ebu Davud]
(Kur’ana ve sünnete uyan hiç sapıtmaz.) [Hakim]
(Sünnetimden yüz çeviren benden değildir.) [Müslim]
(Bir zaman gelir, beni yalanlayanlar çıkar. Bir hadis söylenince,
“Resulullah böyle şey söylemez. Bunu bırak, Kur’andan söyle” der.) [Ebu Ya’la]
Yalnız Kur’an diyenler, Kur’andaki İslam diyenler, utanmadan yalan
söylüyorlar. Sözlerinde zerre kadar samimiyet yoktur. Kur’ana
inanmalarında samimi olsalardı, âyetlere inanırlardı. Allahü teâlâ
yalnız Kur’an mı diyor? (Resulüme uyun, onun bildirdiği her şeyi
kabul edin, haram ettiklerinden sakının, Resule uyan bana uymuş olur.
Ona isyan eden bana isyan etmiş olur. Onun sözleri vahye dayanır. Onun
sözünü benim sözüme aykırı görenler ve Allah’ın yolu ile Peygamberin
yolunu birbirinden ayırmak isteyenler kâfirdir) buyurmuyor mu?
İşte âyet-i kerime mealleri:
(Resulümün verdiğini alın, yasakladığından da sakının!) [Haşr 7]
(O, [Resulüm] vahiyden başkasını söylemez.) [Necm 3,4]
(Resulüme uyun ki, doğru yolu bulun!) [Araf 158, Nur 54]
(Resule itaat eden, Allah’a itaat etmiş olur.) [Nisa 80]
(Allah ve Resulüne itaat eden Cennete, isyan eden Cehenneme gider.) [Nisa 13,14]
(Aralarında hüküm verilmek üzere Allah’a ve Peygambere çağırıldıkları
vakit: “İşittik, itaat ettik” demek, ancak müminlerin sözüdür, işte
kurtuluşa erenler onlardır.) [Nur 51]
(Allah’a ve Resulüne karşı gelen, bilsin ki, Allah’ın azabı çok şiddetlidir.) [Enfâl 13]
(Allah’a ve Resulüne itaat edin! [uymayıp] yüz çeviren [kâfirdir] Allah da kâfirleri sevmez.) [A. İmran 32]
(Allah ile resullerinin emirlerini birbirinden ayırıp ikisi arasında bir yol tutmak isteyen kâfirdir.) [Nisa 150,151]
Kur’anda, (yalnız Kur’ana uyun) denmiyor, (Allah’a ve resulüne uyun)
deniyor. Resulünü devreden çıkaran, Kur’anın açıklaması olan hadisleri
delil saymayan, Kur’anın ifadesi ile kâfir olur.
Resulullah efendimiz açıklıyor
Allahü teâlâ, (Ey Resulüm, Kur’anı insanlara açıkla) buyuruyor. Resulü de açıklıyor:
(İsra suresinin (yakında Rabbin sana makamı mahmudu verecektir) [mealindeki] âyet-i kerimedeki "Makamı mahmud" bana verilecek şefaat hakkıdır.) [Tirmizi]
(Ahirette ilk şefaat eden ve şefaati kabul olan ben olacağım.) [İbni Mace]
(Kıyamet günü en önce ben şefaat edeceğim.) [Müslim]
(İmanla ölen herkese şefaat edeceğim.) [Buhari, Müslim]
(Her Peygamberin, müstecab [kabul olan] bir duası vardır. Ben duamı, ümmetime şefaat etmek için ahirete sakladım.) [Buhari]
(Ümmetimin yarısının Cennete girmesi ile şefaat etmem arasında serbest
bırakıldım. Şefaat etmeyi seçtim. Çünkü şefaatimle daha çok kimse
Cennete girer.) [İbni Mace]
(Benden önce hiçbir Peygambere verilmeyen beş şeyden biri şefaattir. Şirk üzere ölmeyen [imanla ölen] herkese şefaat edeceğim.) [Bezzar]
(Ümmetimden büyük günah işleyenlere şefaat edeceğim.) [İmam-ı Ahmed, Nesai, Tirmizi, Ebu Davud]
Peygamber efendimiz, günahkârlara şefaat edeceğini bildirince, Hazret-i
Ebüdderda, (İmanı olan hırsız ve zâniler de şefaate kavuşacak mı?) diye
sual etti, (Evet, onlara da şefaat edeceğim) buyurdu. (Hatib)
(Nefslerine aldananlara şefaat edeceğim.) [Deylemi]
(Kıyamette, kum sayısından daha çok kimseye şefaat ederim.) [Taberani]
(Ehl-i beytimi sevenlere şefaat edeceğim.) [Hatib]
(Eshabımı kötüleyenden başka, herkese şefaat edeceğim.) [Buhari]
(Kabrimi ziyaret edene şefaatim vacip oldu.) [İbni Huzeyme, Bezzar, Dare Kutni, Taberani]
(Kabrimi ziyaret edenin şefaatçisiyim.) [Taberani]
(Sırf beni ziyaret için gelen, Allah’ın izniyle şefaatime kavuşur.) [Müslim]
(Medine’de ölenlere şefaat ederim.) [Tirmizi]
(Medine’nin sıkıntılarına katlanana, şefaat ederim.) [Müslim]
(Sünnetimi [imanını] elinden kaçıran kimseye [kâfire] şefaatim haram oldu.) [Şir’a]
(Şefaatime inanmayan kimse, ona kavuşamaz.) [Şir’a]
(Şefaatime kavuşmak isteyen kızını fasıka vermesin!) [Şir’a]
(Şefaatime en layık olan, bana en çok salevat okuyandır.) [Tirmizi]
(Cuma günü ve gecesi çok salevat getirene şefaat ederim.) [Beyheki]
(Ümmetimden geri kalan olur korkusu ile Cennete girdiğim halde tahtıma
oturmam. Allahü teâlâya, "Ya Rabbi ümmetim ümmetim" derim. Rabbim
"Ümmetine ne yapmamı istiyorsun?" buyurur. Ben de "Ya Rabbi onların
hesaplarını çabuk gör, sıkıntıdan kurtulsunlar" derim. Cehennemliklerin
listesi bana verilir. Onlara şefaat ederim. Hatta Cehennem hazini Malik
"Ümmetinden cezalanacak kimse bırakmadın" der.) [Beyheki, Taberani]
(Rabbin sana [ahirette çeşitli nimetler, şefaat izni] verecek, sen de hoşnut, razı olacaksın) mealindeki Duha suresi beşinci âyet-i kerimesi inince, Resulullah efendimizin, (Ümmetimden bir kişi Cehennemde kalsa razı oldum demem) diye söylediği tefsirlerde bildirilmiştir. (Tibyan)
Lütfu ile daha fazla verir
Şuarâ suresinin 100. âyetinde, Cehennemdekilerin, (Bizim için şefaat edici [şefaat etmesine izin verilen] kimse yoktur) dedikleri bildirilmektedir. Şurâ suresinin 26. âyetinde ise, (İman edip salih amel işleyenlerin dualarına icabet eder. Lütfundan, fazlasını da verir) buyuruluyor. Fazlasını verir ifadesi, “Onlara şefaat edici arkadaşlar verir ve beraber Cennete girerler” diye tefsir edilmiştir. (İhya)
Hadis-i şerifte de buyuruldu ki:
(Kıyamette Peygamberler, âlimler ve şehidler şefaat eder.) [İbni Mace]
Bütün müfessirler, muhaddisler ve fakihler gibi, dört mezhep imamı da
şefaatin hak olduğunu bildirmişlerdir. Bütün âlimlerin en büyüğü olan imam-ı a’zam hazretleri, (Peygamberler, âlimler ve salihler, günahkârlara şefaat edecektir) buyurdu. (Fıkh-ı ekber)
Buraya kadar, şefaatin hak olduğunu bildiren âyet-i kerime ve hadis-i
şerifler ile Ehl-i sünnet âlimlerinin yazılarından bazısını bildirdik.
Kur’an-ı kerimi açıklayan Peygamber efendimiz ve Eshabı ve Ehl-i sünnet
âlimlerinin tamamı şefaatin hak olduğunu bildirmiştir. Bir hadis-i
şerifin Kur’an-ı kerime aykırı olup olmadığını en iyi bilen muhaddisler
ve diğer Ehl-i sünnet âlimleridir. Bütün muhaddisler, şefaatle ilgili
hadis-i şerifleri bildirmişlerdir. Onlar, bir hadisin Kur’an-ı kerime
aykırı olup olmadıklarını bilemiyor da, Mısırlı, Suriyeli ve yerli
türedi mezhepsizler mi biliyor?
Sen razı olana kadar
Putlarla ilgili âyet-i kerimeleri gösterip, (Resulullah müminlere şefaat edemez) demek, mezhepsizliğe has bir taktiktir.
Duha suresinin, (Sen razı olana [yeter diyene] kadar, her dilediğini vereceğim)
mealindeki 5. âyeti, Allahü teâlânın, Peygamberine bütün ilimleri,
bütün üstünlükleri, ahkam-ı İslamiyeyi, düşmanlarına karşı yardım ve
ümmetine kıyamette her türlü şefaat ve tecelliler ihsan edeceğini vaad
etmektedir. Bu âyet-i kerime gelince, Cebrail aleyhisselama bakıp, (Cehennemde bir müminin kalmasına razı olmam) buyurdu.
Yine buyurdu ki:
(O kadar çok kimseye şefaat ederim ki, Rabbim Allahü teâlâ, bana, “Razı oldun mu?” diye sorunca, “Evet razı oldum” derim.) [Beyheki, Bezzar, Taberani]
(Kıyamette Sırat köprüsünün başında durur, ümmetimin geçmesini beklerim.
Allahü teâlâ, "Dilediğini iste, istediklerine şefaat et, şefaatin kabul
olunacaktır" buyurur. Ümmetime şefaatten sonra, yalvarmaya devam
ederim. Rabbim bana "Ümmetinden ihlasla bir defa "La ilahe illallah"
diyen ve imanla ölen herkesi Cennete koy" buyuruncaya kadar yerimden
kalkmam.) [İ. Ahmed]
(Allahü teâlâ bana, "Ümmetinin üçte ikisini sorgusuz sualsiz Cennete
koymamı mı istersin, yoksa şefaat izni mi istersin?" buyurdu. Ben de
şefaat hakkı vermesini istedim. Şefaatim elbette bütün müslümanlaradır.) [Taberani]
(Şirk üzere ölmeyen [imanla ölen] herkese şefaat edeceğim.) [İbni Hibban]
Resulullahı vesile edenlerin, onun şefaati ile tevbelerinin kabul olunacağını şu âyet-i kerime de göstermektedir:
(Nefslerine zulmedenler, sana gelip, Allah’tan af diler ve
Resulüm olarak sen de, onlar için af dilersen, Allahü teâlâyı, tevbeleri
kabul edici ve merhamet edici bulurlar.) [Nisa 64]
Resulullah gibi şefaatçi olmasaydı
Kabirden, önce Resulullah efendimiz, üzerinde Cennet elbisesi
ile kalkacak. Burak üzerinde, elinde liva-ül-hamd isimli bayrakla mahşer
yerine gidecek, Peygamberler ve bütün insanlar bu bayrağın altında
duracak, hepsi, beklemekten çok sıkılacak, önce Peygamberlerden Hazret-i
Âdem, sonra Hazret-i Nuh, sonra Hazret-i İbrahim, Hazret-i Musa ve
Hazret-i İsa’ya gidip, hesaba başlanması için şefaat etmelerini
dileyeceklerdir. Her biri, birer özür bildirerek, Allahü teâlâdan
utandıklarını söyleyecekler, şefaat edemiyecekler, sonra Resulullaha
gelip yalvaracaklardır.
Önce, Onun ümmeti, Sırattan geçip Cennete girecektir. Sonra bütün Peygamberler şefaat edecektir. (Buhari)
Peygamber efendimizin şefaati şöyle olacak:
1- Makam-ı Mahmud şefaati ile, mahşerde beklemek azabından kurtaracaktır.
2- Çok kimseyi, sorgusuz, sualsiz Cennete sokacaktır.
3- Azap çekmesi gereken müminleri azaptan kurtaracaktır.
4- Günahı çok olan müminleri Cehennemden çıkaracaktır.
5- Sevapla günahı eşit olup, Araf’ta bekleyen kimselerin Cennete gitmelerine şefaat edecektir.
6- Cennete girmiş olanların derecelerinin yükselmesine şefaat edecektir.
Şefaat ile hesaptan kurtardığı yetmiş bin kimsenin her birinin
şefaatleri ile de, yetmişer bin kişi sorgusuz, sualsiz Cennete
girecektir.
İmam-ı Rabbani hazretleri buyurdu ki:
(Peygamberlerin sonuncusu gibi bir şefaatçi olmasaydı, bu ümmetin
günahları kendilerini helak ederdi. Bu ümmetin günahları çok ise de,
Allahü teâlânın af ve mağfireti de sonsuzdur. Allahü teâlâ, bu ümmete af
ve mağfiretini o kadar saçacak ki, geçmiş ümmetlere böyle merhamet
ettiği bilinmiyor. Doksandokuz rahmetini, sanki bu günahkâr ümmet için
ayırmıştır.
Allahü teâlâ, af ve mağfiret etmeyi sever. Günahı çok olan bu ümmet
kadar af ve mağfirete uğrayacak hiçbir şey yoktur. Bunun için, bu ümmet,
ümmetlerin en hayırlısı oldu. Bunların şefaatçileri olan Peygamberleri,
Peygamberlerin en üstünü oldu.
Furkan suresi, 70. âyet-i kerimesinde mealen, (Allahü teâlânın, günahlarını iyiliklerle değiştireceği kimseler, onlardır. Onun mağfireti, merhameti sonsuzdur) buyuruldu.) [C.2, m.3]
İmanlı ölen herkese şefaat
İmanını muhafaza ederek ölen herkes şefaate kavuşacaktır.
Şefaate kavuşabilmek için imanlı ölmek şarttır. İmanlı ölenler de ebedi
kurtuluşa kavuşmuş demektir.
Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(O gün Allah, Peygamberlerini ve iman edip onunla beraber olanları rüsvay etmez.) [Tahrim 8]
Peygamber efendimiz, (Ya Rabbi, ümmetimin kusurlarını başkalarının duymaması için onların hesaplarını bana ver!) deyince, Allahü teâlâ, (Onlar
senin ümmetin ise, benim de kullarımdır. Ben onlara senden daha
merhametliyim. Ne sen, ne başkaları onların kusurlarını bilemez,
hesaplarını gizli görürüm) buyurdu. (İ. Gazali)
(Kıyamette “Ya Rabbi, zerre kadar imanı olanı Cennete koy!” diyeceğim. Hepsi şefaatimle Cennete girecek.) [Buhari]
Hazret-i Ebu Hüreyre anlatır:
Resulullah efendimizden, kıyamette şefaatine kavuşacak en mutlu kişinin kim olduğunu sordum. (Senin
hadislerime olan sevginin çokluğunu bildiğim için, böyle bir soruyu
senden önce hiç kimsenin sormayacağını tahmin etmiştim. O mesud kişi, La
ilahe illallah Muhammedün Resulullah diyerek imanla ölen kişidir) buyurdu. (Buhari)
|
GÜNÜN MENKIBESİ
|
Bir gün hanımı, nafakalarının bittiğini, ev için erzâk lâzım olduğunu bildirdi.
|
GÜNÜN HADİSİ
|
Uzun bir hadis-i şerifin bir bölümü şöyledir:
|
GÜNÜN MEKTUBU
|
Bu mektûb, Cemâleddîn Hüseyn Külâbîye yazılmışdır. Mübtedî ile müntehînin cezbeleri arasındaki farkı bildirmekdedir:
|
|