Nefse nasıl hakim olabiliriz? (Hazret-i Yusuf dedi ki: Ben nefsimi temize çıkarmam, benim nefsim kötü şeyler istemez demiyorum, çünkü nefs, Rabbim acıyıp korumadıkça, hep kötülüğü emreder.) [Yusuf 53]Nefsini terbiye eden ona hakim olur. Kur’an-ı kerimde mealen buyuruluyor ki:
(İnanıp nefsini ıslah edene korku ve üzüntü yoktur.) [Enam 48]
(Nefsini temizleyen kurtuluşa ermiş, kötülükte bırakan, zarar etmiştir.) [Şems 8,9]
(Sana gelen iyilik Allah‘tan, her kötülük ise nefsindendir.) [Nisa 79]
(Hazret-i Yusuf dedi ki: Ben nefsimi temize çıkarmam,
benim nefsim kötü şeyler istemez demiyorum, çünkü nefs, Rabbim acıyıp
korumadıkça, hep kötülüğü emreder.) [Yusuf 53]
Allahü teâlâ her şeyden önce aklı yaratmış, ona ilim, zeka, hulus,
doğruluk, cömertlik, tevekkül, korku, ümit gibi hasletler vermiştir.
İşte, bu akılla müşerref olan kimse, cenab-ı Hakkın varlığını ve
birliğini tasdik ederek, Onun rızasına kavuşur.
Günahlar nefse tatlı gelir. İbadetler ise nefse zor gelir. Bir hadis-i şerifte buyuruluyor ki:
(Cehennem nefse hoş gelen, Cennet ise nefsin hoşuna gitmeyen şeylerle kuşatılmıştır.) [Buhari]
Mümin, nefsine aldanarak günah işleyebilir. Fakat, günah
işlerken, aklı ve imanı onu üzer. İnsan, aklı ile iman eder. Nefse
tatlı geldiği için de, günaha sürüklenir. Bundan dolayı, iman ile
isyanın [günah işlemenin] aynı olmadığı, ayrı olduğu anlaşılır. Yani
günah işleyene, ibadet etmeyene kâfir denmez. Bid’at fırkalarından
bazıları, namaz kılmayana veya başka günah işleyene kâfir diyorlar.
Bazı kimseler, hiç ibadet yapmaz, haramlardan sakınmaz, yani
İslamiyet'e uymaz. (Allah kerimdir, beni de affeder) der. Burada nefs
ve şeytan kendilerini aldatmakta, isyana sürüklemektedir. Aklı olan
kimse, bunlara aldanmaz. Allahü teâlâ, kerim olduğu gibi, azabı da
şiddetlidir. Bu dünyada, çoklarını fakirlik ve sıkıntılar içinde
yaşattığını görüyoruz. Nice kullarını, hiç çekinmeden azaplar içinde
yaşatıyor. Herkesi yaşatan O olduğu halde, yiyip içmeyen insanı
yaşatmıyor. İlaç kullanmayan hastaya şifa vermiyor. Yaşamak, hasta
olmamak ve mal sahibi olabilmek gibi, dünya nimetlerinin hepsi için
sebepler yaratmış, sebebine yapışmayanlara hiç acımayıp, dünya
nimetlerinden mahrum bırakmıştır. Ahiret nimetlerine kavuşmak da
böyledir. Küfür, kalbi ve ruhu öldüren bir zehirdir. Tembellik de, ruhu
hasta yapar. Bunlara ilaç yapılmazsa, ruh hastalanır, ölür. Küfrün ve
cahilliğin biricik ilacı, ilimdir. Tembelliğin ilacı da, namaz kılmak
ve diğer ibadetleri yapmaktır.
Bir kimse, (Allah kerimdir bana zehir tesir etmez) diyerek zehir yiyip
içse, hastalanır, ölür. İnsanların bedenleri nazik olduğu için, yiyip
içmek, giyinmek ve barınmak gibi şeylere ihtiyaç duyar. Bunları bulmak
ve İslamiyet'e uygun olarak kullanabilmek için, hazırlamak çok güçtür.
Bu işlerin kolay ve rahat yapılması için, insanlarda Nefs
denilen bir kuvvet yaratılmıştır. Nefs, bedene lazım olan şeylerin
yapılmasını ister. Bu şeyleri fazlası ile yapmak ona tatlı gelir.
Nefsin isteklerine Şehvet denir. Şehveti, akla danışmadan, ihtiyaçtan fazla yapması, kalbe ve bedene zarar verir, günah olur.
İnsan, nefsini ne kadar aşağılarsa, Allahü teâlâ indinde kıymeti o
kadar yükselir, kendine kıymet verenin, Allah katında kıymeti olmaz. O
halde nefsimizi kibirlenmekten korumalıyız. İlmi olduğu halde, kibrin
zararını bilmeyene âlim denmez. İnsanın ilmi arttıkça, Allah’tan
korkması da artar, günah işlemeye cesaret edemez.
|
GÜNÜN MENKIBESİ
|
İbrâhim bin Edhem bir gün deniz kenarında oturmuş, elbisesini dikiyordu.
|
GÜNÜN HADİSİ
|
Dokuz büyük günah
|
GÜNÜN MEKTUBU
|
Bu mektûb, molla hâcı Muhammed Lâhorîye yazılmışdır. Âlem-i emrdeki beş cevheri uzun ve açık bildirmekdedir:
|
|