hakdin.net
4 Recep 1433
25 Mayıs 2012 Cuma
1:14
10 Ağustos 2010 Salı
Okunma Sayısı: 1577
Arkadaşına Gönder Yazdır Yazı Büyüklüğü
Paylaş

KADIN İLMİHALİ

Abdest Almak

Nemâzın farzı oniki olup, yedisi dışındadır. Ya’nî, nemâza başlamadan öncedir. Bunlara (Nemâzın şartları) da denir ki, şunlardır:

Hadesden tahâret, necâsetden tahâret, setr-i avret, istikbâl-i kıble, vakt, niyyet, tahrîme tekbîri. Her şeyin vücûdü, ya’nî var olması, bir işin yapılmasına bağlıdır. Bu bağlılık, beş dürlü olur: İş, bu şeyin mâhiyyetinin içinde ise, onun bir parçası ise, bu işe, (Rükn) denir. Dışında ise, bu şeye te’sîr ediyorsa, (İllet) denir. Nikâh, evlenmenin illetidir. Te’sîr etmiyorsa, işin yapılması, bu şeyin vücûdünü îcâb ediyorsa, (Sebeb) denir. Vakt, nemâzın sebebidir. Îcâb etmiyorsa, işin yapılmaması ile, o şey de yok olursa, (Şart) denir. Yok olmazsa, (Alâmet) denir. Ezân, nemâzın alâmetidir. Nemâzın farzlarından beşi, nemâzın içindedir. Bu beş farzdan her birine (Rükn) de denir. [Ba’zı âlimler, tahrîme tekbîrinin, nemâzın içinde olduğunu söylemişlerdir. Bunlara göre, nemâzın şartları da, rüknleri de, altı olmakdadır.] 

Hadesden tahâret ikidir:
1— Abdestsiz olanın abdest almasıdır.
2— Cünüb olanın, gusl etmesidir.
Vüdû, abdest; teveddî, abdest almak; gasl, birşeyi yıkamak; igtisâl, gusl abdesti almak; gusl de, gusl abdesti demekdir. Abdesti olmıyana (Muhdis) denir. Gusl abdesti olmıyana (Cünüb) denir.

(Halebî-i sagîr)de buyuruluyor ki, (Abdestin farzları, sünnetleri, edebleri ve menhî, ya’nî memnû’ olan şeyleri vardır. Abdestsiz olduğunu bilerek zarûretsiz nemâz kılan kâfir olur. Nemâz kılarken abdesti bozulan hanefî, hemen omuzuna selâm verip, nemâzdan çıkar. Vakt çıkmadan abdest alıp, nemâzını başdan tekrâr kılar. Mâlikî mezhebinde, nemâzı bozulmaz. O anda özr sâhibi olur).

Hanefî mezhebinde, abdestin farzı dörtdür: Yüzü, bir kerre yıkamak. Yüz, iki kulak memesi ve saç kesimi ile çene arasıdır. İki kolu, dirsekleri ile birlikde, bir kerre yıkamak. Başın dörtde bir kısmını mesh etmek, ya’nî yaş eli başa sürmek. İki ayağı, iki yandaki topuk kemikleri ile birlikde, bir kerre yıkamakdır. [Şâfi’îde ve mâlikîde niyyet de farzdır. Niyyet, kalb ile istemekdir. Söylemek farz değildir. Mâlikîde abdeste başlarken niyyet şartdır. Kâfirin niyyet etmesi sahîh değildir. Kulak memesi hizâsındaki deri ve saçlar, hanefîde yüzdendir. Yıkamak farzdır. Mâlikîde başdandır. Mesh etmesi farz olur. Şâfi’îde yüzü yıkarken niyyet etmek lâzımdır. Su yüze değmeden önce niyyet ederse, abdesti sahîh olmaz.] Yüz üzerindeki sakalı yıkamak farzdır. Sarkan sakalı, diğer üç mezhebde yıkamak farzdır. Şî’îler, ayaklarını yıkamıyor, çıplak ayak üzerine mesh ediyorlar.

Abdestin sünnetleri onsekizdir:
1 — Halâya girerken ve abdeste başlarken, Besmele çekmek. Tenhâ yer bulamıyan, sıkışınca başkaları yanında örtünerek, abdest bozabilir.
2 — Elleri, bilekleri ile beraber, üç kerre yıkamak.
3 — Ağzı, ayrı ayrı su ile, üç kerre yıkamak. Buna (Mazmaza) denir.
4 — Burnu, ayrı ayrı su ile, üç kerre yıkamak. Buna (İstinşâk) denir.
5 — Kaşların, sakalın, bıyığın altındaki görünmiyen deriyi ıslatmak sünnetdir, farz değildir. Bunların üzerini yıkamak farzdır. Kıllar seyrek olup altlarındaki deri görünüyorsa, deriyi yıkamak, ya’nî ıslatmak farz olur.
6 — Yüzünü yıkarken, iki kaşın altını ıslatmak.
7 — Sakalın sarkan kısmını mesh etmekdir. Bunu yıkamak hanefîde farz değildir. Şâfi’îde çene altındaki deriyi yıkamak farzdır.
8 — Sakalın, sarkan kısmının içine, sağ elin yaş parmaklarını, tarak gibi sokmak [tahlîl etmek]. 
9 — Dişleri, birşey ile oğmak, temizlemek.
10 — Başın her tarafını, bir kerre mesh etmek.
11 — İki kulağı, bir kerre mesh etmek. Kulakla yanak arasını yıkamak farzdır.
12 — Enseyi, üçer bitişik parmaklarla, bir kerre mesh etmek.
Son üçünü birlikde yapmak için, iki el ıslatılıp, iki elde de, üç bitişik ince parmak birbirine yapışdırılıp, iç tarafları, başın önünde, saçların başlangıcına konmak üzere iki el başa konur. İki elin bu üç parmağının uçları, birbirine dokunmalıdır. Baş ve şehâdet parmakları ve avuç içleri havada olup, başa dokunmaz. İki el, arkaya doğru çekilerek, üçer parmak, başı mesh eder. Eller, arkadaki saç kenârına gidince, üçer parmak, başdan ayrılıp, iki elin avuç içleri, kafanın yan tarafındaki saçlar üzerine yapışdırılıp, arkadan öne çekilerek, başın yan tarafları mesh edilir. Sonra şehâdet parmakları kulakların iç tarafına ve baş parmakların iç yüzü, kulak arkasına konup, kulaklar yukarıdan aşağı mesh edilir. Sonra, diğer üç parmakların dış yüzleri enseye konup, ensenin ortasından, iki tarafına doğru çekilerek mesh edilir. [Başı bu şeklde mesh etmek, Mâlikî mezhebinde farzdır.]
13 — El ve ayak parmaklarının arasını tahlîl etmekdir. Ayak parmaklarını tahlîl için, sol elin küçük parmağı sağ ayağın küçük parmağından ve sonra, sol ayağın büyük parmağından başlıyarak, ayak parmakları arasına, sıra ile, alt tarafdan sokulur.
14 — Yıkanacak yerleri, üç kerre yıkamakdır. Her birinde, uzvun her yeri ıslanmalıdır. Üç kerre su dökmek değil, üç kerre tam yıkamak sünnetdir. Üçden fazla yıkamak mekrûhdur. Üçü sayarken şaşırırsa, üç yapar. Fazla oldu ise, mekrûh olmaz.
15 — Hanefîde, yüzü yıkayacağı zemân, kalb ile niyyet etmek sünnetdir. [Ağız ile de niyyet etmek, kalb ile yapılmış olan niyyeti tekrâr etmek olur ki, bid’at olur. Ağız ile de niyyet etmeğe sünnetdir, müstehabdır veyâ bid’atdir denildiği (İbni Âbidîn)de yazılıdır. Sünnetdir veyâ bid’atdir denilen bir şeyi yapmamak lâzım olduğu, (Berîka), (Hadîka)da ve (İbni Âbidîn)de bildirilmekdedir. Bunun için, ağız ile de niyyet etmemelidir. Her ibâdet yapılırken niyyet etmek farzdır ve sonra inşâ-Allah demek câizdir. Yalnız yemîn, tilâvet [Kur’ân-ı kerîm okumak], zikr ve ezân için ve bir ibâdetin parçası yapılırken, meselâ abdest ve gusl için ayrı ayrı niyyet şart değildir.]
16 — Tertîbdir. Ya’nî, sıra ile iki eli, ağzı, burnu, yüzü, kolları, başı, kulakları, enseyi ve ayakları yıkamak ve mesh etmekdir. Tertîb şâfi’îde farzdır.
17 — Delk, yıkanan yerleri oğmakdır. Delk ve muvâlât mâlikîde farzdır.
18 — Müvâlât, her uzvu, birbiri arkasından yıkayıp ara vermemekdir.

Abdest alırken, yapılması menhî, ya’nî yasak olanlar, onikidir. Bunları yapmak harâm veyâ mekrûhdur ki, şunlardır:
1 — Halâda, kırda abdest bozarken, kıbleyi öne, arkaya getirmemelidir.
Kıbleye ve mıshafa karşı ayak uzatmak da, mekrûhdur. Mıshaf yüksekde ise, mekrûh olmaz. Ayrı bir şeye sarılı mıshaf, mıska ile halâya girilebilir.
2 — Tahâretlenmek için, biri yanında avret yerini açmak harâmdır.
3 — Sağ el ile tahâretlenmemelidir.
4 — Su olmadığı zemân, gıdâ maddesi ile, gübre ile, kemik ile, hayvan gıdâsı ile, kömür ile ve başkasının malı ile, saksı, kiremit parçası ile, kamış ile ve yaprak ile ve bez ile, kâğıd ile tahâretlenmek mekrûhdur.
5 — Abdest alınan havuza tükürmemeli ve sümkürmemelidir.
6 — Abdest a’zâsını, hudûdundan pek aşırı veyâ eksik olarak yıkamamalı ve üçden az veyâ çok yıkamamalıdır.
7 — Abdest a’zâsını, tahâretde kuruladığı bez ile kurulamamalıdır.
8 — Yüzü yıkarken, suyu yüze çarpmamalı, alın üstünden dökmelidir.
9 — Suya üflememelidir.
10 — Ağzı ve gözleri sıkı kapamamalıdır. Dudağın görünen kısmında ve göz kapağında ıslanmadık az bir yer kalırsa, abdest kabûl olmaz.
11 — Sağ el ile sümkürmemelidir.
12 — Baş, kulaklar veyâ enseden birini, her def’asında eli ayrı ayrı ıslatarak, birden fazla mesh etmemelidir. Her def’asında ıslatmadan tekrârlanabilir.

Tenbîh: Zarûret, mecbûriyyet olmadıkca aşağıdaki onbir şeye ri’âyet etmelidir:
1 — İki eli çolak olan, tahâretlenemez. Kolları toprağa, yüzünü dıvara sürerek teyemmüm eder. Yüzünde de yara varsa, nemâzı abdestsiz kılar, terk etmez.
2 — Hasta olana, zevcesi, câriyesi, çocukları, kardeşleri abdest aldırır.
3 — Taş ve benzerleri ile tahâretlenmek, su yerine geçer.
4 — Deli olan veyâ bayılan kimse, yirmidört sâatde ayılamazsa, iyi olunca, nemâzlarını kazâ etmez. İçki, afyon, ilâc ile aklı giden, her nemâzı kazâ eder. Yatarak başı ile îmâ edemiyecek kadar ağır hastalığı yirmidört sâatden çok devâm eden kimseden, aklı başında olsa bile, nemâz sâkıt olur.
5 — Halâya husûsî şalvar ile ve başı örtülü girmek müstehabdır.
6 — Halâya girerken elinde, Allahü teâlânın ismi ve Kur’ân-ı kerîm yazılı bir şey bulunmamalıdır. Birşeye sarılmış veyâ cebde olmalıdır. Mıska böyledir.
7 — Halâya sol ayakla girip, sağ ayakla çıkmalıdır.
8 — Halâda avret yerini, çömelince açmalı, konuşmamalıdır.
9 — Avret yerine ve necâsete bakmamalı, halâya tükürmemelidir.
10 — Halâda birşey yimemeli, içmemeli, şarkı söylememeli, ıslık çalmamalı, [sigara içmemeli], sakız çiğnememelidir.
11 — Hiçbir suya, câmi’ dıvarına, kabristâna ve yola abdest bozmamalıdır.

ABDESTİ BOZAN ŞEYLER:
(Halebî) kitâbında diyor ki, (Hanefî mezhebinde yedi şey, abdesti bozar: Birincisi, önden ve arkadan çıkan şeyler, meselâ yellenmek, abdesti bozar. Yalnız, erkeğin ve kadının önünden çıkan yel, abdesti bozmaz. Bu, az kimsede olur. Ağızdan, kulakdan ve derideki yaradan çıkan kurdlar, bozmaz. İhtikan, ya’nî lâvman âletinin ucu ve insan parmağı, arkadan sokup çıkarılınca, etrâfı yaş ise bozar. Kuru ise, yine abdesti tâzelemek iyi olur. Bir parçası sokulup, bir parçası dışarda kalan herşey de, böyledir. Birşeyin hepsi girip çıkarsa, abdesti de, orucu da bozar. Bâsur memesi çıkan, eli ile veyâ bez gibi birşey ile sokarsa, abdesti bozulur.
Erkek, idrâr yoluna yağ sokup, sonra dışarı akarsa, İmâm-ı a’zama göre bozulmaz. Kadın, vajinal lâvaj yapınca, çıkan sıvı, abdesti bozar.

Erkek, idrâr kaçırmamak için, idrar yoluna nebâtî pamuk koyması câizdir. Sızdığında vesvese, şübhe ederse, koyması müstehab olur. Sızmağa mâni’ olursa, koyması vâcib olur. Sun’î pamuk kullanmamalıdır. Pamuğun dışarda kalan kısmı ıslanmadıkca, abdesti bozulmaz. Pamuk, kuru olarak çıkarsa, yine bozulmaz. Kadınların önlerine sokduğu, kürsüf denilen bez de böyledir. Fekat sokmayıp, aralığa koyarsa, iç tarafı ıslanınca, bozulur. Pamuğun hepsi girmişse, yaş olarak çıkınca, bozar. Arkaya sokulup, gayb olan nebâtî pamuk, kuru çıkınca da bozar. Bâkire kızların yalnız hayz zemânında, evli ve dul olanların ise, her zemân kürsüf kullanmaları müstehabdır. İstincâdan sonra, çamaşırında leke olanlar, iki kaba eti arasına uzunca pamuk koyarak, mak’adı örtmeli, abdest alacağı zemân pamuğa bakıp, temiz ise tekrâr yerine koymalı, kirlenmiş ise, değişdirmelidir.

İdrâr kaçıran, çamaşırının kirlenmemesine çok dikkat etmelidir. Kenâr uzunluğu onbeş santimetre kadar murabba’ [kare] şeklinde bir bezin bir köşesine elli santimetre kadar ip bağlanır. İpin diğer ucu halka yapılıp, dona takılı olan çengelli iğneye geçirilir. Bez zekerin ucuna sarılır. Kenârları üzerine ipi sarılıp, ilmik yapılır. İdrâr, fazla sızıyorsa, bezin içine pamuk konur. İdrâr kaçırınca, yaş pamuk atılır. Beze de bulaşmış ise, ipin ucundan çekilir, ilmik açılır. Bez yerinden çıkar. İpin diğer ucu, iğneden çıkarılıp, bez yıkanıp ve kurutulup, tekrâr kullanmak için saklanır. Bir bez, bağı ile birlikde aylarca kullanılabilir. İhtiyârlarda zeker küçülüp, ucuna bez sarılamıyor. Bunlar, küçük bir naylon torbaya bez koyup, zekeri ve husyeleri torbaya sokar. Ağzını bir ip ile bağlar. İdrâr yapacağı zemân, ipi çözer. İçindekileri çıkarır. Bez ıslanmış ise değişdirir. Böyle temizlik yapan, prostat hastalığına yakalanmaz. 158. ci sahîfeye bakınız!
Abdesti bozanların ikincisi, ağızdan çıkan necs şeylerdir. Bunlardan kay ve katı kan, kan, safra, mi’deden gelen yemek, su, ağız dolusu olunca, abdesti bozarlar. Hepsi kaba necsdirler. Süt emen çocuğun kusduğu şey de, kaba necsdir. Balgam kusmak bozmaz. Başdan gelen sıvı kanı kusunca, tükrükden az ise bozmaz. Ağzın içi, abdestin bozulmasında, iç organ sayılır. Orucun bozulmasında, bedenin dışı sayılır. Bunun için, dişden ve ağızdaki yaradan çıkıp ağızdan dışarı çıkmıyan kan abdesti bozmaz. Ağızdan dışarı çıkınca, tükrükden çoksa bozar. Başdan gelen katı kan, çok olsa dahî bozmaz. Mi’deden, ciğerden gelen kan sıvı ise, Şeyhayna göre “rahmetullahi aleyhimâ”, az olsa dahî abdesti bozar. Kulağa damlatılan yağ, kulakdan veyâ burundan çıkınca bozmaz. Ağızdan çıkarsa bozar. Buruna çekilen şey, burundan, günlerce sonra da, geri gelirse bozmaz.

Üçüncüsü, deriden çıkan kan, cerâhat, sarı su, ağrılı çıkan renksiz su, hanefîde bozar. Bunların, mâlikîde ve şâfi’îde abdesti bozmadıkları, fârisî (Menâhic-ül-ibâd) kitâbında yazılıdır. Çiçek hastasından ve herhangi bir çıbandan, kulakdan, burundan, yaradan çıkan kan, sarı su ve elem ile, ağrı ile akan renksiz su, gusl abdestinde yıkanması lâzım olan yere yayılırsa bozar. Meselâ, burundan gelen kan, kemikleri geçerse, kulakdan gelen, kulak deliğinden çıkarsa bozar. Çıbandaki, yaradaki kanı, sarı suyu pamukla emerse bozar. Bunlardan elemsiz, ağrısız olarak çıkan, akan renksiz su bozmaz [Tahtâvî]. Birşeyi ısırınca, o şey üzerinde kan görürse, bozulmaz. Misvâk, kürdan üzerinde kan görünce, ağzına bulaşmadı ise, bozulmaz. Ya’nî oraya parmağını koyunca, parmağında kan görürse bozulur. Gözü ağrıyan kimseden, hep yaş akarsa, özr sâhibi olur. Ağrı olmadan, herhangi bir sebeble ağlamakla ve soğan, duman, gazlar te’sîri ile, göz yaşı akınca bozmaz. Şâfi’îde ikisi de bozmaz. Kadın, çocuğunu emzirince bozmaz. Çok da olsa, terlemekle bozulmaz. Kulak, göbek, memeden ağrı, hastalık ile gelen sıvı bozar. Sülük, çok kan emerse, bozar. Sinek, sivrisinek, pire, tahta biti gibi haşereler, çok emseler de bozulmaz. Az olup yayılmıyan derideki kan ve ağızda hâsıl olup, ağız dolusu olmıyan kan ve dışarı çıkan az kay, abdesti bozmadıkları için, necs değildirler.

Abdesti bozanların dördüncüsü, uyumak, dört mezhebde de bozar. Hanefîde, mak’adın gevşek olacağı bir hâlde, meselâ yan veyâ sırt üstü yatarak veyâ dirseğine yâhud birşeye dayanıp uyumakdır. Dayandığı şey çekilince düşmezse, bozulmaz. Nemâzda uyumak, dizleri dikip, başını dizlerine koyarak, diz çökerek, bağdaş kurarak, teverrük ederek uyursa, bozulmaz. Teverrük, kadınların nemâzda oturdukları gibi oturmakdır. Bir dizini dikip, diğer uyluğu üzerine oturup uyursa bozulur. Çıplak hayvan üstünde uyursa, hayvan yokuş çıkıyor veyâ düz yerde gidiyorsa, bozulmaz. Palan ve eğer üzerinde uyursa hiç bozulmaz.

Beşincisi, bayılmak ve deli olmakla ve sar’a tutmakla bozulur. Yürürken sallanacak kadar serhoş olmak da bozar.

Altıncısı, rükü’ ve secdeleri olan nemâzda kahkaha ile gülmek, abdesti de bozar. Çocuğun bozulmaz. Nemâzda tebessüm, nemâzı da, abdesti de bozmaz. Yanındakiler işitirse, kahkaha denir. Kendi de işitmezse, tebessüm denir. Yalnız kendi işitirse (Dahk) denir. Dahk, yalnız nemâzı bozar.

Yedincisi, (Mübâşeret-i fâhişe) ya’nî çıplak olarak, (Sev’eteyn)i, ya’nî çirkin yerlerini sürtünmek, erkeğin de, kadının da abdestini bozar). Kadının derisine şehvet ile dokunmak, hanefîde abdesti bozmaz.
Saç, sakal, bıyık, tırnak kesmek abdesti bozmaz. Kesilen yerleri yıkamak lâzım olmaz. (Fıkh-i Gîdânî)nin fârisî şerhinde diyor ki, (Tırnak kesince, abdest bozulmaz. Elleri yıkamak müstehab olur). Yara kabuğunun düşmesi ile de bozulmaz.
Abdest alırken, deri üzerindeki yarık yıkanır. Su değdiremezse, mesh eder. Mesh edemezse, terk olunur. Ayağındaki yarığa merhem sürmüş ise, merhemin üstünü yıkar. Yıkamak yaraya zarar verirse, mesh eder. Yıkadıkdan sonra merhem düşerse, altı iyi olmuş ise, altını yıkar. İyi olmamış ise, yıkamaz. İki elinde yarık, yara olup su zarar verirse teyemmüm eder. Bir eli sağlam ise, bunun ile abdest alır. Eli dirsekden, ayağı topukdan kesilmiş ise, kesik yeri yıkar.
(Halebî-i kebîr)de diyor ki, (Abdest aldığını bilip, sonra bozulduğunda şübhe ederse, abdesti var kabûl edilir. Abdesti bozulduğunu bilip, sonra abdest aldığında şübhe ederse, abdest alması lâzım olur. Abdest arasında, ba’zı yerini yıkadığında şübhe ederse, orasını yıkar. Abdest aldıkdan sonra şübhe ederse, yıkamak lâzım değildir. Abdest aldıkdan sonra, üzerinde yaşlık gören, idrâr mı, su mu şübhe etse, ilk olarak başına geldi ise, yeniden abdest alır. Birkaç def’a, böyle şübhe etdi ise, şeytânın vesvesesi olduğu anlaşılır ve abdesti tâzelemez. Vesveseyi önlemek için, abdest aldıkdan sonra, donuna, peştemalına su serpilmesi (Kimyâ-yı se’âdet)de de yazılıdır. Veyâ nebâtî pamuk kullanmalıdır. Kab, kacak, elbise, bedenin, suyun, kuyunun, havuzun ve câhillerin, kâfirlerin hâzırladığı yağ, ekmek, elbise, yemek ve sâirenin pis olmasında şübhe etse, temiz kabûl edilir.)
Kur’ân-ı kerîmi abdestsiz tutmak harâmdır. Ezberden okumak câizdir. Yatağa abdestli girmek sünnetdir. (Şir’at-ül-islâm) şerhinde diyor ki, (Kur’ân-ı kerîmi yatakda, yatarak ezberden abdestsiz okumak câizdir ve sevâbdır. Fekat, başını yorgandan dışarı çıkarmalı ve bacakları bitişdirmelidir.) 

Vedî, mezî çıkınca dört mezhebde de abdest bozulur. Hanbelîde gusl abdesti de lâzım olur. (İnâye). Cünüb ve hayzlı olarak câmi’e girmek harâmdır. Abdestsiz girmek mekrûhdur. (Dürer Gurer). Önden, arkadan çıkarak abdesti bozanlar, hastalıkla çıkar, sızarsa ve abdest almakda, şiddetli soğuk, hastalık, ihtiyârlık gibi sebeblerle, harac [güçlük] olursa, Mâlikîde abdest bozulmaz.

(Kitâbürrahme)de diyor ki, (Devâmlı idrâr kaçırmağa (silis-ül-bevl) denir. Bundan korunmak için, bir kaba bir fincan nohud ve iki fincan sirke konur. Üç gün sonra, her gün üç kerre üçer nohud yinir ve birer çay kaşığı sirke içilir. Yâhud, bir kaşık yüzerlik tohmu ve zencefil ve tarçın ve karabiber, ince toz edilip karışdırılır. Sabâh aç karna ve yatarken bir çay kaşığı toz, su ile yutulur.) 986 [m. 1578] da yazılmış olan türkçe (Menâfi’ unnâs) da, silis-ül-bevl için muhtelif ilâclar vardır. Bunlardan biri, iki dirhem günnük, iki dirhem çörek otu, dört dirhem bal ile karışdırıp, sabâh akşam birer ceviz mikdârı yinir. Günnük, bir ağaç zamkıdır. Sakız gibidir. Kokusundan belli olur.

MEST ÜZERİNE MESH — Abdest alırken ayakları yıkamak yerine, hiç özr ve zarûret olmasa bile, yaş el ile, bir kerre, mest üzerine mesh edilmesi, erkek için de, kadın için de câizdir. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” mubârek ayaklarına mest giyip, bunların üstüne mesh etdi ve câiz olduğunu da söyledi. Gusl abdesti alırken, mest üzerine mesh edilmez. Teyemmüm ederken, ayakları mesh etmek farz değildir.

Mest, ayağın yıkaması farz olan yerini örten, su geçirmez ayakkabı demekdir. Mest, büyük olup da, parmaklar, mestin ucuna kadar gitmez ve mesh, boş yer üzerine rastlarsa câiz olmaz. Mestin ağız kısmı geniş olup, yukardan bakınca, ayak görünürse zararı olmaz. Mestin, bir sâat yol yürüyünce, ayakdan çıkmayacak şeklde sağlam ve ayağa uygun olması lâzımdır. Ağacdan, camdan, ma’denden mest olamaz. Zîrâ sert şeyle bir sâat yürünemez. Tabanı ile ayak üstü veyâ yalnız tabanı deri kaplanmış çorap üstüne veyâ sert olup, yürürken aşağı düşmiyen çorap üzerine mesh câizdir. [Mâlikîde, mestin deriden olması şartdır.] Mestli kimsenin, abdesti bozulunca, bu abdestsizlik, abdest uzvlarına yayılırken, ayaklara değil, mestlere yayılır. Mestlerin hadesden temizlenmesi de, mesh etmekle olur. Demek ki, mestler abdestsizliğin ayaklara geçmesine mâni’ olmakdadır. Yalnız ayaklarını yıkayıp, mest giyen bir kimse, sonra diğer uzvlarını yıkayıp abdestini temâmlasa, sonra, abdesti bozulsa, sonra abdest alırken, bunlar üzerine mesh edebilir. Çünki, mestleri giyerken, tam abdest almış olmak şart değildir. Fekat, abdesti bozulduğu zemân, bozulan abdestin, tam alınmış olması şartdır. Meselâ, teyemmüm ederek, mest giydi ise, suyu görünce, bozulan abdesti tam olmadığından, su ile abdest alırken, mesh edemez. Ayaklarını da yıkar. Özr sâhibi olan kimse, tam abdest alıp, özr akmadan önce, mestlerini giyerse, sonra abdesti özrle bozulsa da, yirmidört sâat mesh edebilir. Özrü akdıkdan sonra giyerse, yalnız o nemâz vakti içinde mesh edebilir.

Mest üzerine mesh müddeti, mukîm olan için, yirmidört sâatdir. Müsâfir için, üç gün üç gece, ya’nî yetmişiki sâatdir. Bu müddet, mesti giydiği zemân değil, mest giydikden sonra, abdesti bozulduğu zemân başlar. Özr sâhibi için mesh müddeti, nemâz vakti çıkıncaya kadar olduğu (Fetâvâ-i Hayriyye)de yazılıdır. Özr sâhibi, özre sebeb olan şeyi durduğu zemân, abdest alıp, o şey tekrâr başlamadan önce, mestlerini giyse, tahâret-i kâmile ile giymiş olur [Mâlikîde, gusl abdesti için çıkarılıncaya kadar mesh etmek câizdir.].

Hanefî mezhebinde mesh, mestlerin yukarıdaki yüzlerine yapılır. Taban altına yapılmaz. Sünnet üzere mesh etmek için, sağ elin yaş beş parmağı, sağ mest üzerine, sol elin parmakları da, sol mest üzerine, boylu boyunca yapışdırılıp, ayak parmakları üzerine gelen ucundan, bacağa doğru çekilir. El ayaları meste değdirilmez. Meshin üç el parmağı eninde ve boyunda olması farzdır. Bunun için de, üç parmağı veyâ yaş olup suyu damlamakda olan parmak uçları veyâ parmaklarla birlikde el ayasını veyâ yalnız el ayasını mest ucuna koyup, bacağa doğru çekmek yetişir. Parmakları, mestin yan kenârına koyup, mest üzerinde genişliğine kaydırmak da câiz olur. Mesh, elin dış yüzü ile de câiz ise de, içleri ile yapmak sünnetdir. Mestin altına veyâ topukların yanlarına veyâ bacak tarafına mesh câiz değildir. [Mâlikîde, sağ eli ıslatıp, parmak dipleri sağ mestin üst ucuna konur. Baş parmak ucu sol, diğer üç parmak uçları sağ kenârında olarak, ağzına kadar çekmek ve sol eli altına böyle koyup, topuğa ve buradan ağzına kadar çekmek ve sonra sol eli sol mestin üstüne, sağ eli altına koyup çekmek vâcibdir.] Bir uzvu yıkadıkdan sonra, elde kalan yaşlıkla, mest üzerine mesh edilir. Bir uzvu, meselâ, başı veyâ enseyi meshden kalan yaşlıkla, mesh edilmez. Abdest alıp, mest giymiş bir kimse, yeniden abdest alıp, mesh etmiyerek, mestli ayaklarını suya soksa, bir ayağı veyâ yarıdan fazlası ıslanmazsa, mesh yerine geçer. İçine su girip, ayağı ıslanırsa, mestleri çıkarıp, ayaklarını da yıkamak lâzım olur. Yaş ot üstünde yürüyerek veyâ yağmur ile, mestlerin üstü ıslanırsa, mesh yerine geçer ve niyyet lâzım olmaz. Mestli kimse, abdesti bozuldukdan yirmidört sâat geçmeden, sefere çıksa, bu mestlere üç gün ve gece mesh edebilir. Müsâfir iken mukîm olsa, yirmidört sâat geçmiş ise, mestleri çıkarıp, ayaklarını yıkayarak abdest alır. Mâlikîde mest üzerine mesh müddeti sonsuzdur, gusl abdesti için çıkarılıncaya kadardır.. Mest üzerine, birinci abdest bozulmadan önce, ikinci bir mest, çizme, plâstik, naylon, lâstik ayakkabı giyse, dışdaki, su geçirmezse, bunun üzerine mesh edebilir. Suyu çok geçirirse yine edebilir. Çünki, içdeki ıslanarak, içdekine mesh etmiş olur. İkinciyi, abdesti bozulunca giymiş ise, yalnız içdeki meste, mesh edebilir. İkinciye, ya’nî dışdaki ayakkabılara mesh etdikden sonra bunun biri çıksa, ikincisini de çıkarıp, içdeki mestlere hemen mesh etmesi lâzım gelir. Diğer ayağındakini çıkarmayıp bunun üzerine ve çıkan ayağındaki birinci mest üzerine, birlikde mesh etmesi de câizdir. Ayağın üç parmağı sığacak kadar yırtığı bulunan bir mest üzerine mesh etmek câiz değildir. Yırtık, bundan az ise, mesh câiz olur. [Mâlikîde, yırtık, ayağın üçde birinden az ise, mesh câiz olur. Mâlikîde, bedenin, elbisenin temiz olması sünnet olduğu hâlde, mestin temiz olması farzdır.] Bir mestin birkaç yerinde, küçük yırtıklar varsa, bunlar toplanınca, üç parmak olursa, buna mesh câiz olmaz. Bir mestde, iki parmak, diğer mestde de iki veyâ bir parmak görünecek kadar yırtık olsa, bunlara mesh edilebilir. Çünki, üç parmak, iki mest için değil, bir mest içindir. Hâlbuki, muhtelif uzvlardaki necâset veyâ görünen avret yerleri mikdârları bir araya toplanıp, hepsi üzerine hükm olunur. Mesh câiz olmıyan yırtık, üç parmağın ucu değil, üç parmağın bütünü görünecek kadardır. Yırtık, parmak üzerinde ise, o parmaklar sayılır. Yırtık başka yerde ise, üç küçük parmak görünecek kadar olmamalıdır. Yırtık, üç parmakdan uzun olsa, açılan kısmı, üç parmakdan az olsa, mesh câiz olur. Mestin dikiş yeri, uzun sökülse, fekat açılmayıp ayak görünmese, mesh câiz olur. Yırtık veyâ sökülen yer, yürürken açılıp, ayakdan üç parmak görünür, durunca açılmazsa, mesh edilmez. Bunun tersine olursa, mesh câiz olur. Topuk kemikleri yukarısındaki yırtık, ne kadar olursa olsun, meshe mâni’ olmaz. Çünki, mestlerin, burasını örtmesi lâzım değildir. Üstden veyâ yandan ilikli, bağlı veyâ fermuvarla kapalı mestler, ayakkabılar üzerine mesh câizdir. [Şâfi’îde, mestin hiç yırtığı, deliği olmaması lâzımdır.]

Ayağın topuğu, mestin topuğundan çıkınca, mest ayakdan çıkdı sayılır. Fekat ekserî kitâblar, ayağın yarıdan fazlası, mestin topuk kemikleri hizâsından yukarı çıkmadıkca, ayakdan çıkdı sayılmaz diyor. Buna göre, mest geniş olup, yürürken, topuğu mestden çıkıp, giren kimsenin meshi câiz olur. Yürürken abdesti bozulmaz.

Yırtığı, üç parmakdan fazla açık olan mestin astarı sağlam olsa ve meste dikilmiş olup, ayak görünmese, mesh câiz olur.

Bir veyâ iki ayağı mestden çıkınca, abdesti, o ânda bozulmaz. Abdestin bozulması şimdi ayaklara sirâyet eder. Yalnız ayaklarını yıkasa, mesh ederek almış olduğu abdesti temâmlamış olur. Mesh müddeti bitince de, yalnız ayaklarını yıkar. Fekat, her iki sûretde de, yeniden abdest almak dahâ iyi olur denildi. Çünki, muvâlât hanefîde sünnet, mâlikî mezhebinde ise farzdır.

İmâme, ya’nî sarık ve kalensüve, ya’nî takke ve her başlık ve bürka’ ya’nî peçe ve maske üstüne ve eldiven üstüne mesh etmek câiz değildir.

Cebîre ya’nî kırık kemiğin iki yanına bağlanan tahtalar üzerine mesh câizdir. Yaranın, çıbanın, derideki çatlak veyâ yarıkların üzerine veyâ içine konan merhem, pamuk, fitil, gaz bezi, flaster, sargı bağı gibi şeylerin çözülmesi, çıkarılması yaraya zarar verirse veyâ bunlar çıkınca, yıkamak veyâ mesh etmek zarar verirse, bunlardan merhem, lâstik gibi, su geçirmiyenler üzerine su akıtılır. Su geçirenler üzerine mesh edilir. Yaraya soğuk su zarar verirse, sıcak su ile yıkamak lâzım olur. Sıcak su da zarar verirse, mesh etmek lâzım olur. Mesh de zarar verirse, üzerinde bulunan şey üzerine mesh edilir. Sargı bezinin, sağlam deri üstüne rastlayan kısmı üzerine de ve sargılar arasındaki deriye de, mesh edilir. Bunların yarıdan fazlasına mesh câizdir. Bunlara mesh etmek de, yaraya zarar verirse, mesh edilmez. Bunları mesh, yaraya zarar vermezse, bunları mesh lâzım olur. Bunları kaldırıp altlarındaki sağlam deriyi yıkamak, yaraya zarar vermezse, yıkamak lâzım olur. [Yara üstündeki sargıya veyâ merheme meshin câiz olması için, yarayı yıkamanın veyâ mesh etmenin, yaraya zarar vermesi, dört mezhebde de şart olduğu, (El-fıkh-u alel-mezâhib-il-erbe’a)da yazılıdır. Zarar, şifânın gecikmesi yâhud elemin ya’nî ağrının artması demekdir.] Mesh etdikden sonra, bunlar, yara iyi olmadan alınır veyâ düşerlerse, mesh bozulmaz. Yara iyi olup da düşerlerse, altlarını yıkamak lâzım olur. Bütün bunlar üzerine mesh, altlarını yıkamak yerine geçer. Bunlara mesh edenler özr sâhibi olmaz. Bunlar, sağlam kimselere imâm olabilir. Tabîb-i müslim-i hâzıkın ıslatılmaması lâzımdır dediği bir yer, yara gibi olur. Bunlara mesh etmekde, erkek, kadın, muhdis ve cünüb hep birdir. Hiçbiri için niyyet lâzım değildir. İbni Âbidîn “rahmetullahi aleyh” abdestin farzları sonunda diyor ki, (Elinde, yara, yarık bulunan kimse, suyu kullanamaz ise, ya’nî ellerine su alamaz ve yüzünü, başını, kulaklarını, ayaklarını suya sokamaz ise, teyemmüm eder. Kolundan, ayağından bir kısmı kesik olan kimse, kalan yerin yüzeyini yıkar). Habsde, eli ayağı bağlı olan, teyemmüm edemezse, abdestsiz, birşey okumadan, rükü’ ve secde yapar. Bunu da yapamazsa, ayakda îmâ eder. Kurtulunca iâde eder.

ÖZR SÂHİBİ olan, istediği zemân abdest alır. Bu abdest ile, istediği kadar farz ve nâfile nemâz kılar ve Kur’ân-ı kerîm okur. Nemâz vakti çıkınca abdesti bozulmuş olur. Her nemâz vakti girdikden sonra, yeni abdest alıp, bu vakt çıkıncaya kadar her ibâdeti yapar. Öğleden başka dört nemâzdan birinin vakti girmeden evvel aldığı abdest ile, bu nemâzı kılamaz. Çünki, öğle nemâzının vakti başlarken, bir nemâzın vakti çıkmıyor. Özr sâhiblerinin, devâm eden özrleri, abdestini bozmaz. Fekat, başka bir abdest bozan sebeb ile bozulur. Vakt çıkınca, özr sebebi ile de bozulmuş olur.

Özr sâhibi olmak için, abdesti bozan bir şeyin, devâm üzere mevcûd olması lâzımdır. Edâsı farz olan herhangi bir nemâz vakti içinde, nemâz vaktinin başından sonuna kadar, abdest alıp, yalnız farzı kılacak kadar bir zemân, abdestli kalamıyan kimse, özrü gördüğü andan itibâren, özr sâhibi olur. Meselâ, istihâda kanı, idrâr ve başka akıntılar, iç sürmesi, yel kaçması, yaradan kan, irin ve memeden, göbekden, burundan, gözden, kulakdan kan veyâ ağrı ile herhangi bir sıvı, irin akması gibi, abdesti bozan şeylerden biri, hep mevcûd olur, ya’nî bir nemâz vaktinin başından sonuna kadar, bir abdest alıp, farzı kılacak kadar, durdurulamazsa, o kimse, özr sâhibi olur. Bir nemâz vakti girdikden, farzı kılacak kadar zemân sonra özr başlasa, vaktin sonu yaklaşıncaya kadar bekler, hiç durmadı ise, vaktin sonunda abdest alıp, o vaktin nemâzını kılar. Nemâz vakti çıkdıkdan sonra, sonraki nemâz vakti içinde durursa, önceki nemâzını i’âde eder. İkinci nemâz vaktinin başından sonuna kadar hiç kesilmezse, özr sâhibi olduğu anlaşılır ve kılmış olduğu önceki vaktin nemâzını i’âde etmez.
[(El-fıkh-u alel mezâhibil-erbe’a)da diyor ki, (Mâlikî mezhebinin ikinci kavline göre, özr sâhibi olmak için, hastalık sebebi ile çıkan, abdesti bozan birşeyin bir kerre çıkması kâfîdir. Bir nemâz vakti içinde devâmlı çıkması lâzım değildir. Nemâzdan evvel veyâ nemâz içinde idrâr, yel kaçıran hastaların ve ihtiyârların abdestlerinin ve nemâzlarının bozulmaması için, harac ve meşakkat hâlinde, bunların mâlikî mezhebini taklîd etmeleri ve imâm olmaları sahîh olur.)]
Özr sâhibinin özrü, sonraki her nemâz vaktinde, bir kerre, biraz akınca, özrü devâm ediyor sayılır. Bir farz nemâzın vaktinde hiç gelmezse, ya’nî nemâz vakti başından sonuna kadar özrsüz geçerse, o kimse özr sâhibi olmakdan kurtulur. Abdest alırken veyâ nemâz kılarken, özrü kesilip, sonraki ikinci vaktin sonuna kadar hiç gelmezse, özrlü iken aldığı abdesti ve nemâzı i’âde eder. Nemâz bitdikden veyâ teşehhüd mikdârı oturdukdan sonra kesilirse, nemâzını i’âde etmez. Teyemmüm ederek nemâz kıldıkdan sonra, suyu gören kimse de, nemâzını i’âde etmez. Bir ilâcla veyâ bağlamakla veyâ nemâzı oturarak îmâ ile kılmakla, özrü durdurmak vâcibdir. Bir dirhem mikdârı kan ve sâire, yıkanınca, nemâz kılıncaya kadar, tekrâr bulaşmıyacağı zan olunursa, yıkamak vâcibdir. [Özr, yalnız abdesti bozan şeylerdir. Abdest veyâ gusl abdesti alamıyan hasta, özrlü olmaz. Yerine göre, mesh ederek veyâ teyemmüm ederek, nemâzlarını sağlam kimse gibi kılar.]

Cemâ’at ile nemâz anlatılırken, özrlü kimsenin sağlam kimselere imâm olamıyacağı bildirilmekdedir. Orada, devâmlı abdestsiz olmakdan başka, üzerinde dirhemden çok necâset bulunanın, çıplak olanın, Kur’ân-ı kerîmi doğru okuyamayanın da, böyle olmıyanlara imâm olamıyacakları bildirilmekdedir. Kaplama ve dolgu dişi bulunan kimsenin, kaplama ve dolgusu olmıyan hanefîlere imâm olabilmesi için, şâfi’îyi veyâ mâlikîyi taklîd etmesi lâzımdır. Yetmişinci maddeyi okuyunuz!

Özrsüz, sağlam iken kılmadığı nemâzlar, hasta ve özrlü iken de kazâ edilir. Sadaka ve hiçbir hayrlı iş, kazâ nemâzı yerine geçemez. İbni Teymiyyenin sapık yazılarına aldanmamalıdır.

KADIN İLMİHALİ

Abdest Almak

KADIN İLMİHALİ

Hayz ve Nifas

KADIN İLMİHALİ

İslamiyette Örtünme

KADIN İLMİHALİ

İslâmiyyet ve Kadın

KADIN İLMİHALİ

İslâmiyyetde Nikâh

KADIN İLMİHALİ

İslâmiyyetde Talâk

KADIN İLMİHALİ

Kazâ Nemâzları

KADIN İLMİHALİ

Nafaka

KADIN İLMİHALİ

Nemâzın Ehemmiyyeti
Kullanıcı Adı:
Şifre:

GÜNÜN MENKIBESİ

Asîl, ilim sâhibi, sâlih ve kıymetli bir zâtın oğlu olan İmâm-ı A’zam’ın çocukluğu doğum yeri olan Kûfe’de geçti.

GÜNÜN HADİSİ

Allah’ın buğz ettiği kimseler

GÜNÜN MEKTUBU

Bu mektûb, yine, molla Muhammed Sıddîka yazılmışdır. Fırsatı ganîmet bilmek, vakti kıymetlendirmek lâzım olduğu bildirilmekdedir:

YABANCI DİLLER

ENGLISH

Yabancı Dil

İngilizce Dini Bilgiler

العربية

Yabancı Dil

Arapça Dini Bilgiler

DEUTSCH

Yabancı Dil

Almanca Dini Bilgiler

FRANÇAIS

Yabancı Dil

Fransızca Dini Bilgiler

ESPAÑOL

Yabancı Dil

İspanyolca Dini Bilgiler

РУССКИЙ

Yabancı Dil

Rusça Dini Bilgiler

PERSIAN

Yabancı Dil

Farsça Dini Bilgiler

UZBEK

Yabancı Dil

Özbekçe Dini Bilgiler

TURKOMAN

Yabancı Dil

Türkmence Dini Bilgiler

HINDUSTANI

Yabancı Dil

Urduca Dini Bilgiler

SHQIPE

Yabancı Dil

Arnavutça Dini Bilgiler

BOSANSKI

Yabancı Dil

Boşnakça Dini Bilgiler

AZERBAIJANASE

Yabancı Dil

Azerice Dini Bilgiler

БЪЛГАРСКИ

Yabancı Dil

Bulgarca Dini Bilgiler

Site Haritası